...Kötü Gün...

Kötü Bir Gün Bugün…

Sabah evin içinde paramı ararken otobüsü kaçırdım…

Bir sonraki bindiğim otobüs bindikten sonra benim oturduğum sıradan bir araba otobüsün yanına girdi. Kaza yaptık. Otobüsü boşalttık. Yeni gelen otobüs almadı bir sonrakini bekledik.

İşe geç kaldım… Arayıp haber vermemize rağmen ofise geldiğimizde bize inanmadılar gibi geldi bana. Bide hafif çaplı sinirli kişilere hesap verdik.

3 haftadır ödememizi yapmayan müşteriyi aradığımda azar işittim aceleniz ne diye.

Annem okul taksitimi yatırmak için bankaya gitti uzun süre sistem arızası sebebiyle neredeyse yatıramıyordu paramı.

Otururken birden tam işimin orta yerinde apartmanımızda kısmi elektrik kesintileri yaşandı. Daha işleri kaydetmemiştim bile. Nasıl kısmi benim odamın elektrikleri toptan gitti. Pazarlama müdürümüzün odasında elektrik vardı. Teknik odada 2 bilgisayar çalışıyor. 2’si çalışmıyordu gibi:)

Apartmanda eğer biraz daha atik davransaydım kafama kapının camını yiyiyordum.

Sonra beklide sonrasında çok pişman olacağım beklide çok güzel günlerim olacağı bir konuda bir karara vardım ve bunu kişisine söyledim.

Arkadaşımla çok ufak bir sebep yüzünden tartıştım… Neyse ki barıştık:)

Apartman boyanıyor. Tüm tiner kokusu benim odam dahil olmak üzere tüm ofisin içinde. Kafa yapacak yakında.

Gün daha bitmedi. Şimdilik sakin gibi duruyor her şey. Allahım sen bana sağ salim eve gitmeyi nasip et:)


Hepinize mutlu bir haftasonu dilerim...

Sevgilerimle...

İş Hayatı....

2 gün evvel benim çalışma hayatına girişimin yıldönümüydü. Bir anlamda büyüdüğümün. Okullar, sınavlar ,dersler derken üniversitedeki bilgisayar öğretmenim Ethem hocanın dediği gibi artık gerçek "Kurtlar Vadisi"ndeydim.

.
8 ay boyunca iş aradıktan sonra geneli biz sizi ararız, ama sizin deneyiminiz yok, bizim için yeterli vasıflara sahip değilsiniz şeklindeki uzun ve zorlu iş görüşmeleri sonucunda şu an çalıştığım işyerine girdim. Bir tanuduğımızın vasıtasyla. İlk günlere dönüp baktığımda ağlaya ağlaya geliyordum işe çalışmak istemediğimi söylüyordum. Patronumdan yada diğer kişilerden bir söz duyduğumda kendimi kahrediyor sürekli ağlıyordum. Bu iş yaşamı bana göre değil diyip duruyordum. Günler haftaları haftalar ayları derken bakıyorum koskoca bir sene geçirmişim. Hamdım piştim diyemiyorum ama en azından pişme öncesi kıvama geldim diyebiliyorum. Çalışmayan arkadaşlarımdanda bir adım öndeyim sonuçta konumunuz yaşınız ne olursa olsun "Deneyim" istiyorlar... Şimdi mutlumuyum evet sonuçta şükür paramı her ne kadar yetmesede(!) kendim kazanıyorum:) Ama insanoğluyuz elbetteki bir yerden sonra bulunduğunuz yer sizi tatmin etmiyor. Aynen şu an bana olduğu gibi. Ama daha önümde uzun seneler var. Daha iyiside olucak inşallah...
.
O gün paylaşıcaktım unutmuşum... Öyle içimden geldi şimdi de yazmak. Demek ki bir yıldır bir işe yarıyormuşum:)

"Titanic 2"

Geçen hafta içinde Asenacığımla sinemalardan, filmlerden konuşurken konu bir filmi kaç kere izleyebileceğimize geldi. Bende bir zamanlar ufacıkken tüm dünyadaki yaşıtım kızların aşık olduğu gibi Leonardo Di Caprio aşığıydım:) Şimdi değilim:) O yüzden de Titanic filmini sanırım bir 20 küsur kere seyretmiştim:) Bunun üstüne arkadaşımda şimdi 2. si çekilmiş mi, çekiliyor muymuş ne dedi. Hadi ya ne oluyormuş ölüler zombimi oluyormuş diye dalga geçerken evet dedi Jack’i buzdan çıkarıyorlar baksana youtube’da fragmanı var dedi:) Bende açtım şunu;



Şimdi ilk tepkim çüş artık oldu:) Adamı 84 yıl sonra sudan çıkarıyorlar. Hem de koca okyanusta boğulan adam denizden 4 köşe buz kalıbı şeklinde mi çıkarılıyor havuzdamı dondu bu ya yok artık valla saçmalamışlar dedim arkadaşıma:) Neyse biraz daha izledim hop güzelim aşk masalı olmuş sana bilim kurgu, olmuş sana polisiye yok helikopterler uçuyor, yok silahla kovalanıyor, duvarların içindeki tünellerden kaçıyor bizim Jack Dowson. Rose’u arıyor hem de Google’da:) Orası zaten benim bittiğim nokta oldu:) Adam 1912’lerde yaşasın o zamanlar yirmili yaşlarında üstünden 84 yıl geçiyor buzdan çıkınca hala 20’li yaşlarda bunlar saçma gelmiyor ama Google olayı çok saçma geliyor bana da. Kim bilir kafam nerdeydi ona takılmışım:) O zaman uçakla seyahat edemeyen adam PC kullanıyor diye çok güldüm:) Ve ben izlerim bu filmi çok komik dedim:)

Sonra filmin yapım yılını filan araştırayım bakalım vcd bulacak mıyım derken film hakkında bir şeyler okuyorum ve işte olayın açıklaması film FAKE :) Yurtdışında bir kişi tarafından Leo’nun diğer filmlerinden sahneler kesilerek yapılıyor:) Dikkatli bakıyorum sonra “Aaaa evet ya bu The Beach filminden, aa Romeo ve Juliet, aaa Catch Me If You Can de buradaymış aaanda Marvin’s Room oluyorum:) Ve ağzım açık kalıyor:)

Ha bunu niye mi yazıyorum. Benim ve hatta bizim gibi sazanlar kendilerine gelsinler de böyle bir filmin vizyona girmesini beklemesinler diye:) Onca sitede yazan ağabeycim yalan bu denmesine rağmen hala ya ben izlerim bu filmi diyenler öğrensinler diye:) Ya da yazarım ya aa kim karışır:)

Biz bu olaya çok güldük kendi halimize özellikle. Ama başkalarını keklemek ve onların surat ifadelerini görmekte süper eğlenceli oluyor. Bilmeyenlerin olduğuna inanıyorsanız mutlaka kandırmayı deneyin:) Gerçeği öğrendikleri andaki tepkileri şahane:)

Mutlu ve bol kahkahalı bir gün dilerim…

Sevgilerimle…

Mutlaka Okuyun...Şekerbank...

Sabah İlknur'un başına gelenleri okuyunca hayretler içine düştüm. Arkadaşın cüzdanını çaldırıyor. Olay dönüyor dolaşıyor seninde başına iş açıyor olacak gibi değil. Arkadaşından dolaylı senin adına banka hesap açıyor, kredi kartı veriyor, o kartın borçları ödenmiyor, belki de hayatında en çok dikkat ettiğin konudan başına bela alıyorsun. Hemde hiç haberin olmadan. Kart ve kredi yasaklısı oluyorsun ve buna sebebiyet veren Türkiye'de faaliyet gösteren bir banka: Şekerbank

Gerçekten inanılacak gibi değil...

Detayını İlknur'dan okuyun derim ve dikkat edin eğer daha evvel sizin yada çevrenizin başına cüzdan çaldırmak gibi bir olay geldiyse araştırmaya geçin. Şahsen ben 8 sene evvel çaldırdığım ve polise bildirdiğim kimliğimle ilgili araştırma yapmak niyetindeyim...

Şekerbank Mağduru

Bir Dünya Bırakın Biz Çocuklara...Yazalım Üstüne "Sevgili Dünya"...

Aman yine kişisel diyecek bazı insanlara inat işte yine kişisel:)

Bugün sizlere bu tatlıcadı olayının ta nerden başladığının ufak bir kanıtını göstereceğim:) Ben cadıyım dedikçe kimsenin bana inanmadığı beni melek gibi gören insanların yanıldığını burada açıklamaktan büyük mutluluk duyuyorum:) Ne güzel yıllar bana dokunamamış. 7 yaşımda neysem 22 yaşımda da oyum yani:)

Aşağıdaki görüntüler 25.05.1993 senesinde Kütahya’da çekilmiştir. Şimdinin kazık kadar cadısı o zaman daha mini mini bir 1. sınıf öğrencisidir. Okumayı yazmayı öğrenmiştir ve minik gösteriler eşliğinde okuma bayramı yapılmaktadır.

Kendisi öğretmeninin de tabir ettiği şekliyle “Dünya”dır. Elinde dünyası, üstünde beyaz elbisesi, simsiyah saçlarında beyaz kurdeleleriyle ortalıkta öyle salınmaktadır. O zamandan ne kadar agresif ve kompleksli azıcık asabi biri olduğu aşağıda görünmektedir. İzleyiniz…


video

Ya kardeşim hiçmi yerimde duramazmışım. Bütün uyumu bozmuşum:) Pozlar filanda şahane:) Bide dünya sanki babamın dünyası. Nasıl sahiplenmişim. Altı üstü okulun malı:)

Not: Videonun her hakkı saklıdır. Bana aittir. İznim dahil yada haricinde başka hiçbiryerde kullanılamaz. Kullanılırsa kişiler hakkında yasal hakkımı kullanacağım. Çok ciddiyim.

...Recep İvedik Yorumum...

2 post aşağıdaki yorumlarda detaylı yazı yazıyorum en kısa sürede ekliyeceğim yazmıştım. Yine söz verdiğimin biraz üstünde bi zaman da ekledim ama idare edin artık yeni bir oluşum içindeyiz. Eee orda böyle burdaki gibi de anlatmamaya dikkat ediyorum ama olmuyor sanırım neyse efendim idare edin artık...

Yorum yazımı "Medyatik Fikirler Köşesi Fikr.in"e yadım...

Recep İvedik…Bir Halk Kahramanı:)

Öylesine Bir Yazı...

Of yine sustum kaldım ama yok böyle bunun sebebi moral bozukluğu falan filan değildi. En son cumartesi filmin yorumunu yazarım yazdım ama pazar günü uzun zamandır birazcık okuduğum kitabı okuyayım dedim. Hangisi elbette ki aylardır sağ alt köşede “Okuyorum” kısmında duran “Boleyn Kızı”. Şimdi müptelası oldum en geç yarın bitiririm kendisi 820 sayfacıkta:)

Ne zamandır hafta sonu ne yaptığımıda anlatmıyorum bugün yazayım bari:)

Şimdiiii Cuma her zamanki gibi iş çıkışı eve koş tivi izle yat uyu:) Çalışan bir insanın Cuma günü yapacağı en güzel işlerden biridir uyku:)

Cumartesi günü arkadaşımın bir gece önceki ısrar ve tehtidlerine dayanamayarak evde uyuyarak geçirmeyi planladığım günü otobüslerde yol çilesi ve İstiklal’de uzun bir yürüme oradan ısrarla gitmek istediği kafeye gidiş ama aradığımız kişinin başka bir yere gittiğini öğreniş, aç karnına sıcak çikolataları hüpletip midemiz bulana bulana yemek yemeğe gidiş ve dönüşte Taksim’e gidene kadar o dükkan senin bu dükkan benim şeklindeki gezintiye harcamış oldum.

Dükkanları gezerken böyle İstiklal’de takı makı satan bir dükkan var bilenler bilir bakmayın benim takı makı diye geçiştirdiğime ünlü ve aşırı pahalı bir marka. Ha evet işte o hatırladınız dimi:) Pahalı diyorum çünkü en fazla 10 tane uzun uzun boncuğu deri bir ipe geçirmişler boncukların dibine düğümler atmışlar ve hiçbir özelliği olmayan bu kolyeye tam tamına 49,50 YTL fiyat koymuşlar. Görünce yuh demekten alamadım kendimi. Ama asıl bildiğin parmak arası terliğin üstüne 3–5 boncuk işleyip koydukları 109,90 YTL’lik fiyatı görünce dudağım uçuklamadı değil:) Taktım yani kaç gündür aklıma geldikçe yuh diyorum:) Ha bu arada benim boncuk dediğimde kesin pahalı bir taş filandır mesela swarovski.

Neyse he işte o gün döndüm eve ve gecesinde 00.15’de ver elini Recep İvedik:) Yorumlarımı uzun bir şekilde yazdım yakında yayınlarım bir iki düzeltmesi var:) Tek kelimeyle ben kimi yerinde gözümden yaş gelecek kadar güldüm. Yani beğenip beğenmediğim buradan çıkar ortaya:)

Pazarda dediğim gibi kitap okudum tüm gün ve 19.45’de Kolay Gelsin’i izleyip erken saatte de yattım. Bol Şahan’lı bir hafta sonuydu:)

Dün de çok farklı bişi yapmadım yine her zamanki gibi işe gel, çalış eve git. Yemek ye kitap oku, tivi izle ve yat:)

Ve işte buradayım:) Bugün yine sözlükle ilgilenirim biraz daha ama aklımda kitabım var acayip meraklı yerinde kaldım. Bakalım gün nasıl bitecek merak içinde.

Neyse hafta başlayalı çok oldu ama iyi haftalar….

Şükür Kavuşturuna:):):)

.
.
Saat 00:15'de izliyeceğim inşallah:)
Yorumlarımı artık yarın sabah yaparım:):):)

Kaybettiklerim...

Efendim yine bir mim konusuyla karşınızdayım saymadım ama bayağı bir oldu kesin:)

Beni mimleyen bu defa yine yeni yeniden
Pınar’cığım. Serdar’ın başlatarak kendisine pasladığı mim’i oda bana ulaştırmış saolsun:)

Konusu kayıp eşyalarımız:)

- Uzun yıllar tuttuğum günlüğüm kayıp. Bulamıyorum bir türlü. Bulsam sayfalarını tarayıp belirli dönemlerde nostalji yapacaktım ama yok.

- Bir yaz tatili dönüşü yazlıktaki arkadaşlarımın toplanıp yolda okumam için bana yazdıkları mektuplar da kayıp. (Sanırım onlarda günlüğün içindeydi)

- Annemin tüm karşı çıkmalarına rağmen zorla “sen mi giyeceksin ben giyeceğim” diye aldığım cart pembe pijamalarımın altını kaybettim:) Annemin ahı sanırım:)

Daha da gelmiyor zaten bulmak için kumaş parçası, çorap v.s bağlatır annem bana çok lazımsa:)

Sıra geldi pasladıklarıma:)

Pınar’da mimlemiş ama çift taraflı olsun Mcs ve yine ısrarla diğer mimi cevaplamayan ve blogda şifreye geçip beni kapıda bırakan bacum Yağmur’u ve Jelibon'umu ve hatta elim değmişken Sheker'imi mimliyorum:)

19 Şubat...

Önce resimleri duvardan kaldırdım
Çay içtiğin bardağı rafa sakladım
Giydiğin ne varsa bir bir katladım
Bir damla yaş düştü, çok ağlamadım
.
Kokun uçtu gitti açık camlardan
Sevdiğin şarkıyı hiç söylemedim
Korkmuyorum sensiz akşamlardan
Sevdiğimi unut, özleyemedim
.
Sen haylaz rüzgarlar önünde şimdi
Sevdanın yükünü attım omzumdan
Sen sandığım şey belki benim yüreğimdin
İyi ki dönmüşüm yolun başından
Yolun başından…


Sık sık bu şarkıyı dinler oldum sevgililer gününden beri… Nedenlerim var sebeplerim var… Eskiler geliyor sık sık aklıma… Gidenler… Gönderdiklerim… Gitmek zorunda olanlar… Miladı dolanlar… Raf ömrü bitenler… Beni bitirenler… Tek tek gidenler…

Birini anlatmakla başlıyor her şey… Ardından devamı geliyor… Bir şarkıda başlıyor eskiler… Film şeridi gibi geçiyor gözümden…

Sen! Beni seni göndermek zorunda bırakan… Hala aklımda sözlerin… Hala gözümün önünde bana son kez baktığında üstüne giydiklerin… Hala aklımda, hala gözümde akşamları sert, acı ama sevginle yaptığın koyu kahvelerin… Hala aklımda gözlerime bakarak söylediğin şarkıların…

Sen bana… Ben sana… Komşu evlerde… Kök sarmaşıklar gibi sarıldık “O Yaz”…

Ya sen 2 yıl evvel bugün beni gözümdeki yaşlarımla terk edip giden… Giderken bıraktığın hatıraların yok artık… Giderken söylediğin sözleri duymuyorum… Verdiğin sözler boş geliyor bana… Bıraktın… Gittin… Döndün hayatımda olmak istedin… Oldun… 2 yıl evvel sen… Bugün o günün yıldönümünde ben seni terk ediyorum… Yerin yok artık hayatımda…

Evimiz Hazır Ben Hazır Mıyım? :)

Ya ben bayıldım bu reklama ve nasıl evlenme teklifi istediğime karar verdim:) Gerçi bu sahnelerden sonra bana yapılcak evlenme teklifi beni şaşırtmaz ama olsun yinede çok akıllıca düşünülmüş:)

.
Yani mayısta gelecek sevgili hani feyz alsan süper olur diyorum:) Öyle doğallığınla beni etkileyip kendine aşık edip 24 yaşımda beni evlilikle kandırmacayla olmuyor:) Bu hikayeyi yemem:)
.
.
Not: Üstte yazanlar tamamen hayal ürünüdür. Ne zaman gerçekleşeceği konusunda bir bilgi yoktur. Sadece bir kişisinin öngörüsüdür:)

14 Şubat Sevgililer Günü...

Of Allahım yani sıradan bir Şubat ayının 14. gününü günlerdir ve özellikle sabahtan beri kabusa çeviriyorlar ya ne diyeyim daha.

Günlerdir telefonuma, maillerime gelenlerden bayılacak hale geldim.

Sevgililer Günü’nde şunu alın 14 takside bölelim, yok en çok Lovers menüyü siz alın kalpli kitap ayracı hediye edelim hatta abartın en çoğunu siz alın sizi Karayıp adalarına gönderelim, hadi arayın bizi şimdi sizi yok Larokka’daki partiye, yok bilmem ne otelindeki akşam yemeğine gönderelim. Kurabiyeler kalpli olsun, kapıda aşk iksirleri için, o otelde konaklayın kahvaltınız odanıza geç gelsin, yok hafta sonu 2 kişilik kayak tatiline gönderelim, olmadı gidin en çok alışverişi yapın ya da en çok mesajı siz yollayın kar tatilini size getirelim. İstanbul çıkışlı tüm yurtdışı seyahatlerinizde sevdiğinizi de yanınızda götürün valla onu 1 Euro ya yollamazsak ölümüzü öpün. Yok, 14 Şubatta tüm çiçekçilerde ve lokantalarda yediğiniz kazığı %10 oranında daha az yiyin, güller 5 milyon:) . Bilmem ne çikolata kursuna gönderelim sizi kalpli kalpli çikolata yapmayı öğrenin sevgilinize yedirin, onudamı beğenmediniz size güzellik merkezinden cilt bakımı verelim sevgilinize hediye edin yok ya da kendiniz gidin cillop gibi cildiniz olsun. Plates ve yoga kursları da var onları ister misiniz aaa niye işte çok güzel olur. Olmadı mı web cam verelim,mp3 verelim, araba lastiği verelim, tiyatroya yollayalım şarkı armağan edelim, yıldız alın sevgilinize gökyüzünde yıldızı olsun. Kalpli pasta yedirelim, Şu kadarcık 14 tane tek taş vereceğiz ama bir şartımız var en çok smsi siz yollayın. Gelinlik verelim bir tane, düğününüzü de biz yapalım v.s… v.s

Bunlarla uğraşmaktan bir hal oldum kaç gündür ya istemiyorum kardeşim… Kutlamayacağım sevgililer günü filan… Daha doğrusu kutlayacak adam yok:) Hadi olsa kaç yazar kutlasak ne olacak yani sadece beni o gün mü çok sevecek. Günlerdir tüm televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde yukarda yazılanlar gibi reklamlar yapılıyor, yarışmalar düzenleniyor. Yani bu kadar da abartılmaz ki. Her şeyi geçtim canım Allah Allah olan var olmayan var. Ne yani biz bugün 2. sınıf vatandaş mıyız?

Neyse feci sinirlendin. Kalp, kırmızı ve gül görmekten ve minnoşunu, tırtılını, böceğini, kuşunu, hayatını, sevgilisini, aşkını ne kadar çok sevdiğini anlatan insanlarda da midemin bulandığı cabası.

Bende ayın 29’unu kutlayıp bugün vıcık vıcık aşk gösterisi yapanları 2. sınıf vatandaş göreceğim. Çünkü 29 Şubatta Dünya Bekarlar Günü’ymüş. Kutlamak lazım. Ya aslında tam öyle değil o gün evde kalmış kızlara tanınan evlenme teklif edilme hakkı tanınması hadisesi varmış yani 4 yılda bir kızlar evlenme teklif ediyormuş ama yani şimdi şu gün onu göz ardı edeceğim:) Daha evde kalmadım nede olsa.

Sonuçta Dünya Bekarlar Günü değil mi?

Evet...

O zaman kutlamalı… Kutlatmalı… Benimsetmeli…)

Sevgilerimle…( Iyyyy içinde sevgi lafı geçti ama neyse:))

Yaşıyorum…

Benden beklenmeyecek kadar uzun zamandır yazmıyorum:) 5 gün :)

İyi miyim? – İyiyim…

Sağlıklı mıyım? – Sağlıklıyım…

Bir sorun mu var? – Evet maalesef… Birileri ve bazı olaylar bizi çok üzüyor…

- İşe geliyorum, çalışıp eve gidiyorum…

- Haftamın en az 40 saati işte, 15 saati yolda, 35 saati uykuda geçiyor…

- Yeni iş arıyorum…

- Doktorlar, Hatırla Sevgili ve yarım yamalak Bıçak Sırtı, Binbir Gece, Kavak Yelleri izliyorum:)

- İşe gidiş gelişlerde Nihat’la Sivrisinek, Onur Yar’la Sabah Karması, Bay J dinliyorum…

- Her gün yazmak için 50 tane konu hatırlayıp gün sonunda hiçbir şey yazmamış oluyorum…

- Fikr.in için kafamda konular oluşturup hiçbir şey yazamıyorum yine…

- Alias izliyor… Michael Vartan’a her gün biraz daha aşık oluyorum…

- Alias'ın 2. sezon 2. bölümü Trust Me'de Sdney'in Beatrice Cunelli olduğu sahnede çalan müziğin ne olduğunu bulmaya çalışıyorum…

- Günde en az 15 kere Deniz’e “cadı seniiii” diyor her seferinde kocaman bir gülücükle ödüllendiriliyorum…

- Uykumu alamıyorum… Her gün zombi gibi görünüyorum…

- Fal bakılan cafe’ye haftasonu turları düzenliyorum… :)


- Soğukta döner krizim tutuyor, Aksaray’daki Sadık Usta’ya kadar peşimden İrem’i ve teyzemi sürükleyip milleti donduruyorum…

- Mayıs ayındaki kısmetimi bekliyorum…:) Neden daha erken gelmiyor diye kızıyorum:P

- 14 Şubat’tan ve bir hafta öncesindeki hazırlıklardan nefret ediyorum… Sevgililere gıcık kapıyorum:)

- İngilizce kursu araştırıyorum…

- Ve yok olduğum 5 gündeki özetimi bitirirken birde şarkı söylüyorum:)

İşte ben böyle bir hal içindeyim…
Aslında derin keder içindeyim…





Fill In The Blanks:)

Ben Youtube diyeceğim gerisini siz tamamlayın:):):)
Gülüyorum sadece:):):)
.


İzlenecekler...

Uzun zamandır film izleme keyfini evde geçiştirdiğimi anladım. En son hangi filmi izlemeye gittiğimi bile hatırlamıyorum:)

Ama bu ay içinde izlemek istediğim 3 film var. Acaba bunca zamandır sinema keyfi yapmamanın acısını bu ay 3 filmle çıkarabilir miyim?

Evet çıkarabilirim:)

1.si Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği “Ulak”. Bu film gidip görmek istediğim filmlerin başında geliyor. Kendimi hala izlemediğim için ayıplıyorum bile hatta:) Bir çoğunuzun zaten film hakkında bilginiz vardır. İzleyici notlarında %50’leri geçememiş ve iyi eleştiriler almamış olsa da ben Çağan Irmak’a güveniyorum. Oyuncuların kalitesi de tartışılmaz elbette.

2.si yine herkesin büyük bir merakla beklediği “Recep İvedik” . Bu film ve Şahan hakkındaki görüşlerimi başka konularda paylaşmıştım. Okuyanlar bilir. Okumayanlar içinde birkaç tık ötede:)

Ve ayrıca Şahan demişken duyanlar biliyordur. 10 Şubat Pazar saat 21.30’da Kanal 1 ekranlarında Şahan’ın ev sahipliğinde usta oyuncularında bir araya geleceği “doğaçlama” bir şov ekrana gelecek. “Kolay Gelsin”. Programda Uğur Yücel yönetmen ve kulaklarında kulaklık olacak tüm oyunculara komutlarla bir şeyler yaptıracak. Daha izlemedim ama önyargılarımla söylüyorum ki bu program “Komedi Dükkânı” ve “Anında Görüntü Şov”un karışımı bir şey olacağa benziyor. Yinede zaman gösterecek:)

Neyse devam edelim;

3. izlemek istediğim film ise henüz kitabını okumayı bitiremediğim “Boleyn Kızı” yani “The Other Boleyn Girl” kitabı çok uzun olduğundan ve vakitsizlikten okumadığım bu kitabın filmi 29 Şubatta vizyonda olacak. Ben gideyim göreyim beğenirsem size de tavsiye ederim :) Kadın oyuncular konusunda bir şey söyleyemem ama Eric Bana bence Truva’da güzel Münich’te kötü bir performans sergilemişti. Ya da filmin uzunluğundan bana sıkıntı gelmişti. Nedenini tam kestiremiyorum :)

Birde bu arada DVD keyiflerim devam ediyor. Şu anda Alias 2. Sezon 9. Bölümdeyim :) İnşallah bu bitince Lost’un tüm bölümerini oda bitince Grey’s Anatomy’i oda bitince …………. diye bir liste var aklımda.

Nede olsa ben tam Alman aileleri gibiyim. Herşeyim planlı programlı:) Bunu bana söyleyen kendini bilir:)

Neyse;

Filmlerin fragmanlarını aşağıda bulabilirsiniz.

Keyifli bir akşam dilerim…

Komplo Teorisi Nedir? Nasıl Kurgulanır?

Başlarken;

.
Komplo Teorisi: Kurması pek kolay, kanıtlaması neredeyse imkânsız olmasından kelli, sallama yöntemiyle olan kurgusal silsilenin genel adı:)

Şimdi nerden geldi bu olay önümüze demeyin:) Herhalde bir bildiğimiz varda yazıyoruz:)

Dün akşam “Son Durak 3 TV’de ilk kez pazar akşamı Kanal D’ de diye bir şey duydum:) Aklıma hemen üniversite yıllarında ki bu filmi izlediğimiz gün geldi anneannemle teyzeme anlatırken annem diğer komplo teorilerimide anlatınca yazmaya karar verdim:)

Ders erken bitmiş. Eve gitmek istemeyen kanı kıpır kıpır kaynayan biz gençler topluluğu ne yapsak diye düşünürken o günün pazartesi olduğunu ve Gnctrkcll şeklinde bir sinema biletine diğerinin bedava olduğunu kavrayınca hadi sinemaya gidelim dedik. Grubun geri kalanından da oluru alınca ver elini tarihi çemberlitaş sineması:) En dişe dokunur film Son Durak 3’tü neyse izledik çıktık. Ardından da biz iki arkadaş diğerlerinden ayrılıp Aksaray’a yürüdük yolda filmin kritiğini yapa yapa ve sonra ayrıldık. Ben Aksaray – Zeytinburnu metro hattından eve dönmeye karar verdim ve bindim. Daha ilk durakta bir adamın karın kısmında kare şeklinde bir şey dikkatimi çekti:) Şimdi hem filmin etkisi hem de pimpirikli yapım sebebiyle ben oradakini bomba olarak algıladım. Bence o adam kesin canlı bombaydı:) Feriştahı gelse fikrimi değiştiremezdi o anda ve ben içimden ha şimdi patlatacak ha birazdan diye diye kendimi diğer durakta dışarı zor attım:) Eğer o adamda inseydi kesin ölebilirdim ben:)

Tabi buna biz akşam gülerken annemin anlattığı diğer bir komplo teorim uzun süre dillerden düşmeyeceğimi belli etti:)

Yıl bayağı eski:) Tatilde Bodrum’a gideceğiz. Binmişiz uçağa annemle yan yanayım:) Zaten uçaktan ufak çaplı tırsan bir ben varım uçakta:) Düşünün gerisini:) Neyse uçak pist başına gitti ama bir türlü kalkış yapamıyor ben pimpirikleşmişim yine:) Arkamdan da “şık şık şık” diye ses duydum. Canımdan bir baktım adamın elinde bir şeyler var ve onlar bana o an kurşun gibi gözüktü:) Adam da bayağı bir gangster kılıklıydı ama:) Hayda anneme yaklaştım usulca “anne dedim bak uçak kalkamıyor adamın elindekilerde kurşun bir şeyler olacak. Bu adam uçağımı kaçıracak birini mi vuracak dedim.” Annem “Aslı saçmalama gözünle gördün 50 bin tane güvenlikten geçtik öyle olsa silahını filan alırlar bak hostesler ayakta çantası açık görüyorlar olmaz öyle şey” dediyse de beni inandıramadı:) Sonra amca bir hamleyle çantasını tekrar açınca görün artık bende ki paniği:) 50 dk. Boyunca annemin başını yedim tam uçak inişe geçti adamın elindekilerin para olduğunu anladım ve derin bir nefes alsam da annem baygınlıklar geçirmek üzereydi sanırım:)

Birde yine uçakta geçen kış Bodrum’a giderken bu defa tam inişe geçtiği sırada uçak inemedi:) Nasıl rüzgâr var uçak dağlara doğru savruluyor. Hop içimdeki teorici çıktı hemen bu uçak dağlara doğru gidiyor kesin düşecek kesin dağa çarpacak bu uçak diye nasıl ağlıyorum ama:) Annem beni sakinleştiremiyor. Etrafıma bakıyorum insanlar tehlike anında yok ellerinizi başınızın kenarına koyup cenin şeklini alın dedikleri pozisyonda siz düşünün artık gerisini:) İndiğimde uçaktan ayaklarım titriyordu yüzüm bembeyaz kireç gibi ve midem bulanıyordu:) Normalde bu tip şeyler düşünmeyen ben 2 yıl evvel Kıbrıs’a giderken girdiğimiz türbülansta sonra böyle oldum:) O zaman bu zamandır uçaklar hep bana düşecek gibi geliyor:) Ama ne kadar korksam da biniyorum yine de buda ayrı bir delilik:)

Neyse konuyu uzattım diğer teorilerimi başka bir zaman part 2 de okuyabilirsiniz:) Bunların olay mahalleri de Taksim – Levent metrosu olacaktır:) Şimdiden ipucu vereyim:)

Ama fark ettim ki eğer biraz daha zorlasam Dan Brown ya da Jean-Christophe Grange’e rakip bile olurum ben yavvv:)

Keyifli ve Bol Teorili Günler Dilerim:)
.
.
Not: Kitap resmi Erol Mütercimler'in bir kitabının kapak resmidir. Üzerinde hafifçe oynama yaptım. Kabul ediyorum.

Mimci Geldi Hanım:)

Günaydın

Yine bir haftaya başladık üstünden de bir gün geçti ama olsun ben daha yeni yeni kendime geliyorum:) Hafta sonundan bugüne neler yaptığımı başka bir konuda anlatırım şimdi az biraz gecikmiş “mim”e cevap vereyim ben en iyisi:)

Mim Sibel Abla’dan geldi… Ee cevaplamazsam ayıp:)

Masaüstü resmim yani ekran görüntüm;



Eee tahmin edileceği üzere Deniz’im minik kuşum, bonibonumun en son sürüm resmi. Evdekinde de, iştekinde de aynı:) Maşallah deyin:)


Yapmak isteyip yapamadıklarım neler?

Keşke muhasebe yerine çok daha başka bir bölümde okusaydım. Yapmak istediğim işin bu olmadığına eminim. Yapmak istediğim bu değildi.

Türlü şekilde kendime eziyetler çektirmeden keşke şimdiki gibi güçlü bir şekilde ayakta durabilseydim. Kimsenin yerinin doldurulamaz olmadığını yeni anlıyorum.

Ya aslında çok fazlada yapmak isteyip de yapamadığım şey olmadı. Zaman zaman şunu da bunu da yapsaydım derim ama anlık geçer gider benden onlar.

Hayatta en keyif aldığım şeyler;

Deniz’imin gülüşü:)

Tatile gideceğim zaman valiz hazırlamak. (Gerçi geri dönüşte toplamakta bir o kadar işkence)

Dışarısı soğukken elimde demli çayla ayaklarımı sehpanın kenarına uzatıp sıcacık evde TV izlemek.

Hafta sonları özellikle akşam vakti odamda ışıkları ve güneşlikleri kapatıp yatağın üstüne uzanıp üstüme battaniyeyi çekip DVD izlemek:) Bu sıralar Alias izleniyor seri ve sezon şeklinde:) Ardından Lost, Grey’s Anatomy ve bilumum yabancı diziler izlenecek.

Yine hafta sonu sabah 7,30 – 8,00 gibi uyanıp “haha bugün iş yok” deyip vurup kafayı yeniden uyumak:)

Özellikle hafta sonu yapılan kahvaltı sefaları ve masa başı sohbetleri,

Tiziano Ferro dinlemek:),

Arkadaşlarla yapılan dedikodulu sohbetler,

Ve liste uzarda uzar gider…

İnatla Mcs ’yi mimliyorum ben:) Kim bilir ne zaman görecek:)

Bir Başka Halim:)

Bir şey keşfettim ben burdaki yazılarımda ya da msn sohbetlerimde insanlar üzernde farklı bir intiba bırakıyormuşum:) Herkes beni çok konuşkan filan sanıyormuş. Bende öyle sanardım ama değilmişim bunu keşfettim:) Bir ortamda genelde sus pus olup konuşmuyoum. Ama burda yada msnde çenem düşmüş vaziyette:) O yüzden de benle vakit geçirmek zorunda kalan arkadaşlarımdan özür diliyorum. Bu durum nedendir bende çözemedim:):):)

"Fal"


.
Kahve Falına İnanırmısınız?
.
Düşüncelerinizi alayım lütfen:)
.