Murat Kazanasmaz'ı Taktimimdir:)

Sabah akşam benim gibi radyo dinleyenlerdenseniz. Özellikle sabahları İstanbul yol durumuyla karşılaşırsınız:) Böyle gayet cool, karizmatik, bir sesle biri çıkar, radyo programcısı geyik yapmadığı sürece gayette ciddi ses tonuyla konuşur.

Kimdir?

Tabi ki Murat Kazanasmaz.

Hepimiz ailecek kendisinin sesinin hayranıyızdır:) Ailecek severek dinleriz.

Kendisi hakkında biz radyo dinleyicileri arası şöyle geyiklerin;

- Yafsss sabah radyoda yol durumu anlatan bi çocuk var sesi şahane yaaaaaa..

— Ay ben böyle bir ses duymadımmm. Muhteşem!

— Ay geçen internette aradım taradım bi resmini bulamadım.

— Adam gizem adamı şekerim:)

- Bir radyo kanalında çıkıp böyle 7/24 yayın yapsa hiç kapamadan dinleriz herhaldeeeee… v.b. dönmesi sebebidir.

Onu her radyo kanlında en az bir kez dinleriz sabahları. Ivır yol tıkalı, zıvır yolda yol çalışması var. Fatih Sultan Mehmet köprüsünde henüz akıcılık sağlanmadı, yoldaki kaza sebebiyle karşı şeritte aksamalar var. Vecdi Diker tünelinde akıcılık devam ederken, E5 – Merter katılımı YOĞUN AKICI şeklinde motora ve otomatik pilota bağlamış kişidir kendisi ve yoğun akıcı, "İstanbul gördü papayı trafik yedi kafayı" gibi çeşitli tabirleriyle de aslında komik ve fırlama bir kişi olduğunun sinyallerini vermektedir.

Hatta bunu doğrulayan nitelikte birde anısı vardır ki duyduğumuzda bizleri bayağı bir koparmıştır:)

Anadolu yakasındaki caddelerden birine kamera yerleştirmişler. Fakat kameranın hangi yönü gösterdiğini kimse anlayamamış. Cadde üzerindeki dükkânlardan birine zoom yapıp telefon numarasını almışlar. Amaçları kameranın hangi yönü gösterdiğini bulmakmış. Ve telefona çıkan kadınla aralarında şöyle bir diyalog gerçekleşmiş;


- Alooo, iyi günler

- İyi günler beyefendi, niçin aramıştınız

- Şey, bugün ben oraya gelecektim de, randevum vardı

- Randevunuz mu vardı?

- Evet, şey soracaktım, arabayla gelicem de sizin dükkanınız Kadıköy’e geliş yönünde mi, gidiş yönünde mi?

- Gidiş yönünde de, ben sizin neden buraya geleceğinizi hala anlamadım?

- Niye gelemez miyim? Müşteri değil miyim ben?

- İyi de burası ağda salonu beyefendi, erkek almıyoruz

- Şeyy, ben yanlış aradım sanırım, iyi günler.

Aman neyse konumuz bu değil şimdi bu kişiyi özellikle bayan hayranları fazlaca merak etmektedir:) Çünkü ciddi ciddi gizem adamı gibidir. Kesinlikle kimse çok araştırmadıkça bu kişinin ne bir resmine, ne bir görüntüsüne nail olmaz(dı eskiden). Olanlarda hayal kırıklığına uğradıklarını söylerler. Benimde öyle alakasız bir yerde önüme düşüverdi. Canımda sıkıldı 2 şey çızıktırıvereyim dedim. Konu ararken cuk oturdu. Aman ya işte bu kişiymiş:) Ben hayal kırıklığına uğramadım:) Normal bir insan evladı:)



Bize ne der gibisiniz. Bencede bize ne? :D:D:D Can sıkıntısı dedim ya:)

Ama yok ben merak ettim derseniz sesini duymak isterseniz yarın sabah açın radyoları elbet biyerde karşınıza çıkacaktır:)

Bide bonus size:)




...Sende Yaram Var...


Gözümün ucuyla bakardım yar

Hani kıyamazdım dokunmaya

Öğle kırık dökük bir başıma

Karar verdim bugün seni unutmaya

Bilirsin kalandır terk eden aslında

Ne anılar ne acılar

Bıraktım ardımda kırgın sabahlar

Ne sevgiler ne sevdalar

Yaşarım gün doğdukca serde hayat var

Ne anılar ne acılar

İncitmem incinsem sonsuz umutla

Ne kaygılar ne kavgalar

Unutmam affetsem sende yaram var


Allah Çirkin Şansı Vermiş Gerisini Koyvermiş:)

Sevgili Günlük:) diye başladım ya kimbilir nasıl biter:)

Yaz, bahar beni çarptı. Böyle bir hal oldu bana derken hop bir baktık ki İstanbul’a kış geri geldi:) Donduk resmen ki biz paltoları ohooo çoktan yaz boyu ikamet edecekleri dolaplara kaldırmıştık:)

Hafta sonu yine kendimizi kapattık eve hatta odaya full time durmaksızın Lost izledik:) Herkes kendini kaptırma bak rüyanda bile kendini o adada görürsün dedi de inanmamıştım:) Geçen hafta içinde bir rüyamda “Sawyer ve Jack’la kol kola adada yemek arıyorduk:)” Hafta sonundaki rüyamda ise önümde duran birine “Sayidddddd Çekil” diye bağırıyordum. Allah sonumu hayretsin:)

Ya Lost demişken hani bu Sawyer yani Josh Holloway gelmişti ya Türkiye’ye dün de pek muhterem kanallardan birinde izledim bizim Türk erkeklerine sormuşlar:)


“Lost dizisinin yıldızı Sawyer yani Josh Holloway Türkiye’ye geldi. Hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Kıraç: O kadarda yakışıklı değilmiş beeee heee… (hahahaha)

M.Ali Erbil: Daha güzel erkekler var…

Yılmaz Morgül: Biz Türk erkekleri daha yakışıklıyız:):)

Doğuş: Benim yakın korumam Hayrullah:) (İsim sallamaca aklıma gelmedi) onunda korumalığını yaptı sordum, dedim nasıl biri diye:) “Patron valla seni gördüm aynı sen” dedi:)

Dediler ve aynen biz koma özellikle Yılmaz Morgül ve Doğuş’un söylediklerine:)

Hatta bilirim bu münasebetsiz Doğuş bir arada Tiziano Ferro’yu görmeye filan gitmişti:) Yazık garibanım Tiziano’m da gelmiş beni görmeye diye kıramamış. Sevinsin gariban diye görüşmüştü kendisiyle:) Cık cık cık…

Neyse konu bu değil çok güldürdünüz bizi ilahi Türk erkekleri yani:)

Ya bu seferde hani konu Josh’tan açılmışken:) :) Bunun ve Matthew Fox’un karısını gördüm geçen hafta ve direkt botoks yaptırıp çirkinleşmeye karar verdim. Aman tanrım ya bu kadar yakışıklı erkeklerin eşlerinin bu kadar güzellik yoksunu olduğunu düşünmemiştim:) Şimdi sen insanları dış güzellikleriyle mi yargılıyorsun demeyin. Sadece böyle aklıma getirmemiştim eşlerini:) Allah çirkin bahtı versin dedikleri bu olsa gerek:)


Facebook’taki bu yaratıcı gruba da ayrıca çok güldüm:)

Neyse şimdilik kapatalım Lost’u.

Aaa zaten uzun yazmışım bence konuyu da kapatalım:)

Hepinize mutlu bir hafta dilerim:)


Besin'e Gittik... Geldik...

Aman ya valla yine sona kaldım ama bu sefer öyle böyle sona kalmak değil:) Öncelikle kablo sorunumuz sebebiyle hafta sonu yazımı yazamadığımdan dolayı Başak’cım özür dilerim senden ve tüm gün ahalisinden ve siz değerli okuyucularımızdan:) (Abarttım galiba)

Efendim malum bu hafta sonu da her zamanki gibi günümüz vardı. Hazır İstanbul’da havalar soğukken şöyleeeeee bir İzmir’e yol alalım dedik gittik bir güzel:) Hatta yolda Yasin, Mustafa ve Ömer üçlüsüne rastladım çocukluğumuzdaki gibi el ele tutuşup “Önümüze gelene 100 tekme” şeklinde gidiyorlardı :) :)

Bir gittim ki ooo herkes gelmiş yemiş içmiş “üleyyyn dedim bana bırakmadınız mı yiyecek bir şeyler” ooo nerde tabaklar bomboş ama sağ olsun Besin bana ayırmış o süperrrrr fırında makarnasından:)

Gittik, yedik, içtik ama Mcs neler gördük onları anlatayım diye topu bana atmış ee madem öyle bende biraz anlatayım:)

Efendim İzmir’in havasından mıdır suyundan mıdır bilmem ama gittiğimizde bizi güler yüzüyle Başak karşıladı. Bloğununun kapılarını sonuna kadar açtı bizlere:) Başak için eski kulağı kesiklerden der gibi eski blog yazarlarından diyebiliriz:) Benden evvel başlayan herkes benim için eskidir, tecrübelidir:) Onu tanımam biraz geç oldu hatta itiraf ediyorum bir iki kez sayfasına kazara düşmekten başka gidip görmüşlüğümde yoktu:) Utanç içindeyim:) Ne zaman ki bu gün olayı başladı elimden geldiğince takip etme çabasındayım:)

“Günlük” kavramının bir diğer örneği de sanırım o. Çünkü baktığınızda okulundan, okulundaki faaliyetlerinden, sınavlarından, yeni aldığı bappalarına, cüzdanlarına hatta yeni aldığı fotoğraf makinesine kadar her şeyi bulabirsiniz. Benim aksime blogla ya da sistemle ilgili bir sorun oluştuğunda
OmArrrrrr yardımmmmm” demek yerine kendi başına araştırıp kurcalayıp çözen ve çözümü herkese yardım amaçlı paylaşan, neşeli, paylaşımcı biri Başak.

Nerden mi bildim ya aman sorumu sizinki de:)

Girin kendiniz bakın…

" BaşakEsin "

Lost Sen Nesin? İn Misin Cin Misin?

Sonunda olan oldu bende tanıştım Lost’la:)

Akşam napalım napalım derken uzun süredir bilgisayarda kayıtlı olup önce Alias bitecek krizlerim sonucu kimseye izlettirmediğim lostu izleyelim dedim ve başladık:)

Başlar başlamaz ben Dr. Jack Shephard’e aşık oldum:):) Yani Matthew Fox'a :)Anında direkt yani:) Canım Jack:) Gerçi daha dur bakalım kimdir nedir dimi yani. Sadece 2 bölüm izlemişin şunun şurasında bir bak,gör,tanı:) Necidir, nasıldır:) Bu arada bu Shephard soyadlı kişiler hep mi doktor olur canım insanın hasta olası geliyor. Bakınız Dr. Derek Shepherd

Lost fanatikleri beni okursa epey gülecekler eminim. Neler neler var daha sen düşüne koy o canavar mıydı neydi, o Sayid’in falan filan dağın tepesine çıkıp da dinledikleri yardım çağrısı neciydi, nerdeler bunlar böyle kutup ayısı filan ne alaka diye:) Bide şu japon amca var bi tane o ne ayak:):) Ama daha ilk izlenimlerim yani:)

2 bölüm izleyen adamdan ne beklenir ki:)

Neyse bir yandan da benim için Lost'u izlemek eski dostları da görmek oldu aaa bir baktım ki bizim FBI Yöneticisi Kendall (Terry O'Quinn) yani bildiğiniz şekilde - John Locke - sonracığıma iyi kalpli şakacı ajanımız Eric Weiss (Greg Grunberg) yani - pilot - :) “ooo dedim süper” yani Weiss’in olmasına dedim ama hoppa o yaratık mıdır nedir o kaptı parçaladı bide üstüne ağaca astı. Bir üzüldüm bir üzüldüm:( Hah dedim şimdi bide şu ağacın arkasından bizim yakışıklı ajanımız Michael Vaughn olmadı Arvin Sloane hatta Jack Bristow çıksa diye bekledim ama gelmediler:) Gerçi bir Jack olmaz bir Jack olur ya yani:):)

Ha ne diyodum kavram karmaşası:) Bunun sebebi de kesinlikle J.J Abrams’dır yani:) İki dizininde yazarı ve yapımcısı olunca böyle buhranlar geçirmek normal:) Kimlik karmaşası:) Yani başındaki Lost yazısı bile Alias vari :) Adam pek seviyor demek ki kapkaranlık şeyleri:) Bknz.


.
Neyse işte bende sonunda attım kendimi Lost adasına Allah sonumu hayretsin:)

Tatil, Temiz Hava, Kitap, 3 Film...

Şurada attım tuttum hafta sonu onu yapın bunu yapın diye:) Derseniz ki ee etkinlik cini sen ne yaptın diye:) Valla güzel şeyler yaptım:)

Öncelikle kendime bu hafta sonu ev hapsi getirdim. Sokağa çıkmadan iki günümü de evde geçirdim. Açtım pencereleri oh mis gibi bahar havasını doldurdum odama:) Eve falan filan. Sonrası mı Caner’imin değişiyle “Malak” gibi yattım:)
“Siyah Süt”ü onu bitirdim. Gerçi biraz pazara sarktı ama hafta sonu babında dedim:) Kitap güzeldi. Gerçi Elif Şafak’ın diğer kitaplarının methini daha çok duydum ama ilk bunu okuduğumdan sadece güzeldi diyebiliyorum.
Veee gelsin filmler. 3 tane film izledim:)


Önce “Bee Movie” yani “Arı Filmi”ni izledik kardeşimle cumartesi günü :) Bayağı bir güldük. Cem Yılmaz’ın sesi muhteşem oturmuş:) Zaten bilen bilir bilmeyen için filmin konusunu biliyorsunuz. İşte üniversite mezunu arımız insanların ballarını çaldıklarını düşünüp onları mahkemeye vermesi falan filan.

Sonra tabi film arası Anında Görüntü Show izledim. Yarasalığım tuttu yani o gece sabaha kadar oturdum sanırım:) Ama ilk günün filmi o kadardı.

Pazar günü ise filmlere devam;


Zwartboek - Black Book ya da nam-ı değer Kara Kitap.

Film 1944 yıllarında 2. Dünya Savaşı zamanında ve Hitler zamanında Hollanda vs. tipi ülkelerde geçiyor. Nazi – Yahudi anlatımından farklı olarak her iki taraftan da yapılan ihanet ve kirli ilişkiler ile ortaya çıkan savaşın kirli yüzünü ön plana koymuşlar. Geneli güzeldi film ilerledikçe kirli ilişkiler için “hadi ya yuhhh sendemi çüşşş “ şeklinde naralarımıza sebebiyet verdi film. Ama gereksiz erotiklikle konuyu biraz sapıttırmaya çalışmışlar ya neyse:)

Sonra ki durağımız yani film olarak “Gone Baby Gone” yani “Kızımı Kurtarın”. Biz Casey Affleck Ben Affleck’in nesi filan oluyor derken. Meğersem bu film Ben Affleck’in ilk yönetmenlik yaptığı filimmiş. Akrabalık ilişkilerini de çözdüm. Kardeşlermiş:) O filmde de “Yine yuhhhhhhhhhh,çüşşşşşşşşşş” şeklindeki naralarımız sürdü gitti. Başarılı bir polisiye / dram olmuş. Filmde “Boston yeraltı dünyasının en çirkin, en tehlikeli/belalı kesimlerinde kaçırılan 4 yaşındaki bir kız çocuğunu bulmaya çalışan iki özel detektifin sürükleyici öyküsü anlatılıyor.” Ama iç içe geçirilmiş olaylar gerçekten hoş durmuş. Ed Harris, Morgan Freeman, Michelle Monaghan gibi oyuncuların performanslarınıda unutmamak lazım:)

Güzeldi film ben beğendim. Hatta Ben Affleck oyunculuğu bırakıp senaristliğe hatta yönetmenliğe geçsin diye düşünüyorum. Gerçi film Dennis Lehane’in aynı isimdeki kitabından uyarlanmış ama olmuş yani:) İzleyin bir şey kaybetmezsiniz.

Neyse lafı uzattım. Gidip yatayım.


Kendinize iyi bakın.

Mutlu bir hafta geçirmeniz dileğiyle:)

Sheker Tabir Edilen İnsan :)

Yaşası geç kalmamışım bugün:) Kendimi kitap okumaya verince bu hafta sonu nerdeyse ben unutuyordum Sheker hanımcığıma gitmeyi:)

Bir geldim ki hangi daire diye düşünürken mis kokuların geldiği daireye kadar iz sürdüm ve Bingo:) Sehkercim yeni aldığı gözlükleriyle karşımda:)


— Amannn amannn Eda’cım canım nasılsın geç kalmadım değimli?”

— “Yok, yok gel daha zaten Pınar, Hülya, Dilek geldiler gerisi yok:)”

— “Hah iyi bari geç kaldım diye korkmuştum bende:) Yoksa OmaRın dilinden kurtulmazdık:)”


Mont çıkarılır, çantadan rugan terlikler çıkarılıp giyilir, mis kokular eşliğinde salona gidilir herkesle hoş beş yapıldıktan sonra bir köşeye sinilir ve başlanır kendi kendine konuşulmaya:)

Blog günü Profile:

* Eda Gizem

* 18 yaşında

* Lise son sınıf öğrencisi

* ÖSS’ye hazırlanıyor.

* Kendisini blog shekeri olarak tabir ediyor.

Kendisi hakkında yapılan araştırma ve gözlemlere dayanarak hakkında şu bilgiler elde edildi. Kaynak:
Ekşisözlük, vikipedia

Ya amanın kendimi yine ajanlar dünyasına kaptırdım bir anda.. Boş verelim o profile bu profile’ıda bide benim gözümden bakalım kendisine;

"İçi dışı bir, güler yüzlü, tatlıdilli, gerçekten şeker gibi olan bu arkadaşımızın bloğuna uğradığınızda bir genç kızın yetişme evresindeki sorunlarını, lise hayatını ve ona kattıklarını, büyümenin getirdiği sorumlulukları, ÖSS heyecanını ve ciddiyetle çalışmasını, her şeye en güzel yerinden ve en optimist şekilde baktığını onun gözünden ve anlatımıyla okuma şansına sahip olursunuz. Şimdinin kafası karışık, meslek seçimi zorluğunun eşiğinde bulunan ama eğer olursa ileride çok başarılı bir doktor olacağına inandığım optimist glikozum o benim:)

Canım benim iyi ki senin gibi gerçekten şeker bir insanı tanıdığım için mutluyum:) Hep aramızda kal inşallahJ Eee nede olsa ileride biz yaşlandığımızda farklı doktorlar aramak zorunda kalmadan kendimizi sana emanet edelim:)"

Aaaaa neyse Yasin’de gelmiş ben biraz ortama katılayım en iyisi.

Ay gene unutuyordum. Shekercim buda altınım:) Gremismi ne ondan işte:)







Not: Kaynak: Ekşisözlük, vikipedia… Kısımlarına tıklamanız önemle rica olunur.

"Etkinlik Cini"

Şair ne güzel söylemiş… ”Beni bu güzel havalar mahvetti “ diye…

Dün neler yazdım halet-i ruhiyem nasıldı şimdi nasılım:)

Nasılım süperim:)

Ya bilmiyorum hafta başından beri üzerimde bir karamsarlık, bir sıkıntı vardı. Sanırım hafta sonu yaklaştı diye şimdi süperim:)

Neyse dün gelirim diyip de geri gelmedim:) İşim gücüm vardı kalkamadım başından:) Bugünde aslında çok anlatacak bir şeyim yok:) Belki bir iki tavsiye veririm. Sonra hafta sonu derim bir iki şarkı ekler giderim. Ne bileyim işte içimden geldi. Gerçi son zamanlarda artık iyice ilkokul çocuğu günlüğüne döndürdüm olayı ama:)

Neyse işte meteorolojiden aldığım bilgilere dayanarak hafta sonu İstanbul’da hava sıcaklıkları 20’lerde geçecek açık hava var yani, Ankara desen ona keza aynen 20’lerde. Ooo hele İzmir ayağı yaşadınız bakın kıymetimi bilin hava sıcaklığı 30’lardaymış bu hafta sonu:) Demek ki ne yapıyoruz hepimiz yerimizde durmuyoruz geziyoruz geziyoruz geziyoruz… Ama nerde öyle tıkılmıyoruz cafelere, barlara, sinemalara… Açık havada gezin:)

Yok, ben gezmem bütün hafta sonumu evde geçireceğim diyorsanız. O zaman bu günden gidiyorsunuz DVD satan dükkanlara, alıyorsunuz DVD’leri ya da bulup alın Lost'lar, Prison Break'lar, Grey’s Antomy'ler yapın işte bir güzellik kendinize izleyin bir şeyler…

Yok, bunu da beğenmedim "etkinlik cini" sen şöyle başka alternatifler bul diyorsanız tamammmm oda uyar bana:)

Ne zamandır yazmadım bitti bile nerdeyse İstanbul’daysanız. "27. İstanbul Film Festivali" nin bitimine bugün akşamı da dahil edersek kaldı 2,5 gün. Gidin sinemaya kapanış filmi mesela benim 4 gözle beklediğim "Boleyn Kızı". Gidin "Eric Bana"yı izleyin:) Tek bildiğim bu film:) Yok festivale katılamayacağım diyorsanız" Definitely, Maybe "diye güzelce bir film girmiş vizyona bugün onu izleyin:) Kim var hani Little Miss Sunshine vardı ya oradaki o çokkk tatlı minik kız var:)

Sonra konserler vardır onlara gidin. Mesela İstanbul’da bugün Mirkelam’ın, Moğolların, Zerrin Özer’in, Yarın Cem Köksal - Joe Lynn Turner ‘ın, Emre Aydın’ın, Feridun Düzağaç’ın konserleri varmış. Ankara’da kim olduklarını bilmiyorum ama DJ Chris Lawyer ve DJ Thomy’ın gösterisi varmış. İzmir’de de Pinhani konseri varmış:) Konser diyorum ama birçoğu gece kulüplerinde haaa:):) Kaynak: Biletix

Tiyatrolar vardır onlara gidin. Valla sayamayacağım kadar çok onun için sizi şöyle Biletix’e alayım:) Ama güzel oyunlar var:)

Evde oturacağım ama TV izlemeyeceğim diyorsanız. O zaman açın pencereleri mis gibi bahar havası içeri girsin. Alın elinize kitabınızı uzatın ayaklarınızı oh mis gibi kaybedin kendinizi kitabın içinde:)

Yine evdeyseniz kekler yapın, yemekler yapın, poğaçalar, açmalar yapın çağırın arkadaşlarınızı keyif içinde evde takılın. Kahve içerseniz benim yerime de için hatta.

Uyuyun…

Müzik dinleyin…

İnternette takılın Blog Günü maceralarımızı takip edin:)

Ya ne bileyim işte yapın bir şeyler aaaa onu dedim cık dediniz bunu dedim ıııhııhhh dediniz. Ben ne yapayım canım daha size sizin içiniz yaşlanmış:)

Birde bir şey daha vardı geçen Pazar OmAr Beyciğim “Al bak arkadaş sizin takımın başkanına şarkı yapıyor daha tamamlanmadı ama dinle bakalım” diye birkaç parça şarkı yolladı. “vay bu hali bile güzel tamamı nasıl olur acaba” filan diye muhabbet geçmişti aramızda hatta “kim bu arkadaş dedim” “benim bir arkadaşım, uzaktan akraba bile sayılır” dedi:) Sonra ertesi günü bir baktım ki şarkı Youtube’da, gazetelerde, televizyonlarda, haber bültenlerinde:) Çok şaşırdım ama küfürsüz, ana avrat düz gitmeden kişiye tepkiyi güzel şekilde anlatmış arkadaş. Siz şuradan şarkıya göz atarken biz bir kez daha "İstila Etme…İstifa Et Sayın Başkan " diyoruz:)

Ohoo kaptırdım yine gidiyorum. Neyse zaten yazıları uzun yazıyorum, çok kişisel kalıyor diye şikayet ediyorsunuz. Şimdi iyice uzun oldu:) Ama bilin ki ben konuşma şeklimde yazıyorum yani çok konuşuyorum:)

Aaa unutmadan yukarıda söylemiştim ama bloggünü var bu haftada Sheker hanımdayız:)
Sizi de bekleriz...

Hepinize kucak dolusu sevgiler…

Mutlu haftasonları…

"İşte Ben Böyle Bir Hal İçindeyim" Başlıklı Kaçıncı Yazı Hatırlayamadım:)

Pınar’ın hadi kız cadı ben yazmıyorum da okumuyorum mu sanıyorsun şeklinde ki mesajından sonra yazmaya karar verdim:)


Aslında benim zaten dün yazmaya niyetim vardı ama saat 10.30’da bizim burada trafo patlamış saat 15.39’a kadar gelmedi elektriklerimiz tüm gün boş oturduk. Aslında oturmadık patronumuz eşliğinde temizlik yaptık bütün ofis pırıl pırıl oldu:) Ama maalesef tüm bunları karanlıkta yaptık. Yetmezmiş gibi birde 3 arkadaş saat 13.30’da gitti ve bende 15.30’dan sonra çıkacağımı beklerken elektrikler geldi ve biz mesai sonuna kadar buradaydık. Böyle adaletsiz bir çalışma ortamımız var işte.


Neyse ohhooo bayağı bir uzun olmuş ben yazmayalı:)


Ama cidden yazacak çok fazla yenilikler olmuyor bugünlerde hayatımda. Bahar havası beni çarptı bahar depresyonuna mı ne girdim bir türlü canım bir şeyler yapmak istemiyor.


Eve gidip yemek yiyip 22.00 dedin mi yatıyorum:)


Aslında zorunluluktan TV’de izleyecek bir şey bulamıyorum.


Kardeşim PC’nin başından kalksın diye bekliyorum ama hiç oralı olmuyor. Acilen bir bilgisayar almalıyım karar verdim:)


Biraz Deniz hanımla oynayıp o uyuyunca bende uyuyorum bol bol.:)


İşte yine sıkıntılarım var bu hafta. O yüzden de keyifsizim birazcık. Yazıp edip başınızı ağrıtmayayım diye düşündüm.


Ayrıca rejimdeyim artık cümle alemin bildiği gibi.


Kahve içme, çikolata yeme, pasta yeme, abur cubur yeme. Canım film bile izlemek istemiyor sırf elim boş kalıyor diye:)


Birde aylardır başlayacağım spora hala başlayamamış bulunmaktayım ayrıca:)


Ya aslında rejimin bana yasakladığı 3 tek şey var ama ben abartıyorum galiba.


Kahve, çikolata, pasta:)


Anlıyacağınız bugünlerde benim için hayat boş, her şey keyifsiz, anlamsız…


Bugün bir iki şey daha çızıktırıp sonra hafta sonuna kadar bir şeyler yazma niyetinde değilim biline:) Niye hafta sonu hafta sonu gündeyiz de yine ondan:) Sheker hanımda:) ( Resimde onun sayfasından (ç)alıntı)


Neyse şimdilik iyi bakın kendinize gün içinde döneceğim yine size:)

Mezdeke Kasedim ve Ben Pınar'dayız...

Blog gününün 2. sezonunun ilk ziyaretini Pınar’da gerçekleştirelim dedik. Amanın bir geldim ki OmAr gelmiş oturmuş başköşeye. Sonra Başak, Dilek, Sheker, Yasin amanın dedim herkes gelmiş ama yok şükür ki sonuncu değilim:)

Gelmem biraz gecikmeli oldu ee malum çocuğu hazırla, altını aldım mı? , ocağın altını açık bıraktım mı? , heh dantel tamam, rugan terliklerim mezdeke kaseti falan filan derken kapıdan çıkmadım:)



Merhaba Pınar’cım:)



Ohhh mutfaktan mislerrr gibi kokular geliyor ama ben dediydim sana canım ya rejimdeyim çok kalorili şeyler yapma diye saolasın döktürmüşün :) Al bakalım buda Deniz hanım:) Aman dikkat et feci saç çeker. Dişte çıkarıyor elini ağzına sokmasın:) Alttakilerle ıssırır:):)



Selam millet aman geç kaldım kusura bakmayın:)

İyilik sağlık nolsun işte falan filan aaaaa…vızz vızz…pehh pehh....hahaha…ooo…yaaa…cıkk cıkk cıkkkk…pıısss pısss pısss…
.
.
Neyse herkes konuşmaya dalmışken, Pınar mutfaktayken hazır Deniz’i de uyutmuşken az yaklaşında sizle bari iki gr dedikodu yapalım:)

Şimdi bu Pınar var ya bu Pınar böyle bir gün nerden çıkageldi ya da önce ben mi gittim bilmiyorum karşıma çıkıverdi kimseler gelip ziyaret etmese de her zaman geldi sabırla okudu yorumladı beni:) Tatlı dili, sıcakkanlılığıyla, arkadaşlığı, dostluğuyla hemencecik benimde kanım kaynayıverdi ona:) Bir bana mı peki herkese öyle davrandı herkes için kalbinde, gönlünde yer açtı. Sevincimizi de bizimle paylaştı üzüntümüzü de. Onun için hepimizin olmazsa olmazı oldu biricik Pınar’ımız:)

Bloğuysa çok daha başka… Kişisel blog tanımlamasının bence en iyi örneklerinden biri de Pınar’ın bloğu. Biz onun bloğundan ablalarını tanıdık, mercimeğini tanıdık, aşık olduğu öğretmenini tanıdık. Türküleri, şarkıları,Türk sanat musikisinin en güzel örneklerini onunla yeniden keşfettik, kitap ve film tavsiyelerini dinledik. Belki de bizde eksik olan bazı şeyleri ondan tamamladık. Yeri geldi fıkralar anlattı güldürdü bizi, yeri geldi kendisi olmasada bloğu karşıladı hizmet etti bize :) :) Her çeşit insan ve yoruma sevgiyle, saygıyla, sinirlenmeden yaklaşabildiğine şahit olduk zaman zaman:)

Yeri geldi iş ararken ki sıkıntısını paylaştık birlikte, yeri geldi bulduğu işin sevincini, hüzünlerini anlattı bize, sevinçlerini hiç saklayıp gizlemeden. Bizleri gönlündeki zenginliğe dahil etti hazinemsiniz dedi. Değer verdi her okuyucusuna, her arkadaşına. Bir ara çekip gitmeye karar verdi. Hepimizi merakta bıraktı, üzdü ama yinede elini eteğini çekemedi bizlerden. Blog aleminden. Dayanamadı geri döndü. İyi ki de geldi. İyi ki de tanıdım ben böyle gönlü zengin bir insanı.

Daha fazlası anlatılmaz Mınar için her gün en az 1 öğün gidilip, görülüp, okunmalı. Kelimelerle onuda yaptı bunu da yaptı demek yersiz geliyor bana. Gerçi yaptığı temizlikle anlattıklarıma ulaşamayabilirsiniz ama. Yeni yeni yaşanacaklar birlikte yaşayabilirsiniz onunla…Çok çok merak edip hemen gitmek isteyen için sayfasına buyurun: “Pınar Altuntaş”



Aaa Pınar’cım sen buradamıydın ya bizde iki satır muhabbet ediyoduk:) Ellerine sağlık canım her şey süper olmuş ha unutmadan buda altının:)

Ee hadi
Sheker sende takıverde şu mezdeke kasedini az yakalım yediklerimizi:)




(K)(K)(K)

Go..Go..Go..

Amanında amanın hafta sonuna gelmişiz de, bugün günlerden Cumaymışta. Böyle güneşli bir hafta sonu geliyormuş da. Önümüzde 2 uzun istediğin saatte yatıp kalkabileceğimiz, bol bol gezebileceğimiz ki biz bu hafta Mınar'a güne gidicez*, istersek evde ayaklarımızı uzatıp TV ya da DVD izleyebileceğimiz, istersek kitap okuyabileceğimiz, zamanımızın çoğunu müzik dinleyerek ya da PC başında geçirebileceğimiz kocaman 2 günümüz var.

Tamam, kabul abarttım 2 gün dediğim nedir ki hemen geçip gider ama olsun düşünce gücüyle pozitif düşünceyle uzatmaya çalışıyorum zamanı:)

Güzel bir hafta sonuna giriş yaparken birde kıpır kıpır bir şarkı armağan edeyim sizlere(gerçi artık kendim yazıp kendim okuduğum kanısındayım ama neyseeeee;

Tıkla Dinle:)

Kendisi son birkaç gündür ardı ardına ve sık sık “Repeat” yapılarak ve telefonuma melodi olması kaydıyla dinlenen şarkıdır…

Mutlu bir haftasonu dilerim sizlere…

Sevgilerimle… Öpüldünüz… :)

* Detay için kilik piliz:) , Hatta bir kilikte buraya piliz:)

Bir Masal...

Genç kız bol koşturmalı işlerini tamamladıktan sonra ofise dönüşte hem yorgunluk hem de kafasındaki düşüncelerin karmaşıklığıyla bir anda kendini Kabataş iskelesindeki çay bahçesinde denizi seyrederken buldu.

Neydi onu oraya sürükleyen. Aşk, iş, yorgunluk, umutsuzluk, mutsuzluk hangisiydi.? Aşkı kafasına takacak durumda değildi. Yalnızdı ve mutluydu. İşinden memnun değildi ama iş yaşamındaki dengesizlik ve adaletsizlik sonucu daha iyisini bulana kadar bunu yapmak zorundaydı. Evde oturup anne – babasının parasını yemek ona göre değildi. Bulduğu ve elinde olan işe burun kıvırmaya lüksü yoktu. Yorgunluk evet yorgundu, iş konusunda umutsuzdu ama mutsuz değildi. Peki, neydi onu oraya sürükleyen hem de iş saatinde?

“Ne Alırdınız?” diye soran garsonun sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.

“Çay” dedi. “Bir tane şekersiz çay.” ( Nitekim bir haftada verdiği 2 kg ‘yu geri almaya niyeti yoktu)

Garson elindeki çayla döndüğünde genç kız özlediği deniz kokusunu içine çekiyordu. Ne garipti değil mi? İstanbul’da yaşıyordu ama sanki yaşadığı şehirde deniz yokmuş ta deniz kenarına kışın ardından ilk kez gidiyormuş gibi davrandığına gülümsedi. Hava güneşliydi ancak deniz kenarında üşüdüğünü hissetti yinede giymedi montunu iliklerine kadar deniz havası işlesin istedi.

Yavaş yavaş çayını içerken kafasını sağa çevirdiğinde birden durdu ben bu adamı tanıyorum. Allah Allah dedi:) Ama yinede kim olursa olsun şu anki keyfini bozmadı. Kim olduğunu çıkarmak için. Bir müdet sonra saate baktığında 4’e geliyordu artık ofise kalan işlerine dönmenin vakti gelmişti. Çayından son bir yudum alarak kalktı çayın parasını ödedi ve sahilden uzaklaştı.

Önce Füniküler ardından metro ile dönüş yolundayken işte dedi döndün yine sıkıcı, boğucu keşmekeşin içine girdin. Az evvelkiler masaldı dedi ve ofise gelip çalışmaya devam etti.

Bu arada önce sahilde sonra metroda gördüğü adamları hatırladı evet onlardı. En çok sevdiği dizinin oyuncuları… Yuh dedi içinden daha var mıydı göreceğim diyerek gömdü kendini işlerin içine…

Bu arada masalı ya da hikâyeyi ya da saçmalığı irdelersek 2 kilo demiş ya genç kız yalan söylemiş bide onun 300 gramı varmış. Artık sağlıklı yaşamaya karar vermiş anlayacağınız. Gitmiş çay içmiş neden çünkü kahve yasakmış kendisine hatta sadece kahve değil çikolata, pasta ve tatlılarda yasakmış. O kadar ki kahve dünyası diye bir zımbırtının önünden geçerken içeriden gelen koku ve vitrindeki pastalar bile onu yolundan döndürememiş. Bu arada gördüğü adamlarda Turgay Aydın ve Ahmet Rıfat Şungar’mış:) Ah ulen çıkmazki karşımıza bir Berk Hakman bir Barış Koçak:):):) Yani genç kızın karşısına:)

Yani kızın ayrıca kim olduğu tarafımca bilinmemektedir:)

1,2,3,4,5,6,7 Meleğim:)

.

Meleğim bugün 6. aynı bitirip 7 ayına girdi. 2 Tanede dişi var artık:)
Maşallah demeyi unutmayın:)

Blog Günü 2. Sezon:)

Hep bir yerlere geç kalmak adetim haline geldi fark ettim de :)

Neyse efenim bilindiği gibi biz böyle birkaç kişi toplanalım dedik. Toplandık. Gün yapalım dedik. Onu da yaptık. Her güzel şeyin bir sonu vardır dedik. Bitirdik. Tabiî ki de ilk sezonumuzu… Eee her ayrılığında bir sonu varır elbet kavuşuruz diyerekten de
Blog Günü'nün 2. sezonuna da başlıyoruz:)

Bilmeyenlere, hatırlamayanlara da OmAr beyin yaptığı bir açıklamadan alıntı yapıp tekrar anlatayım. Sonra kimse bilmiyordum demesin…

Şimdi günümüz her hafta birisinde olacak. Gün üyeleri kendi bloglarında o hafta gün kimdeyse onun hakkında yazı yazacak. Bu yazının içeriği keyfimize göre olacak, yani isteyen uzunca ve ciddi bir yazı yazacak, isteyen gayet geyik muhabbet edercesine yazacak ya da sözün bittiği yer hesabı bir resim koyup altına bir iki cümle ile yazısını yazar geçer.

Herkes anladı sanırım:) Ya Tamam ben bildiğinizi biliyorum. Bilmeyenlere anlatıyorum:)

Yağmur hariç biz yine Ömer, Yasin, Merve, Mustafa olarak bi nevi Ömer’in projelerinin itirazsız demirbaşları olarak devam ettiğimiz gibi yeni yenide arkadaşlar katıldı aramıza:)

Mesela kimler mi?

Mınar desek, Dilek desek, Sheker desek, Başak desek, Hülya desek, Seda desek, hatta Şevval Elif desek… Eee daha mı bekliyorsunuz blog aleminden yeni sezona bol bol transfer yaptık.

Hiçbir masraftan kaçınmadık. Bakmayın istekli gibi durduklarına getirene kadar biz neler çektik. Ne milyon dolarlar, yatlar katlar, arabalar istediler bir bilseniz. Paris Hilton’u daha ucuza getirirdik ama dedik yerli malı yurdun malı:)

Büyüdükçe büyüyoruz. Sanırım ilk sezonu başlatmadan evvel ki hedeflerimize ulaşıyoruz:) Allah bereket versin:) ( Allah bereket versinden kastımda ee yeni blogcular yeni altın demek malum)

Çok güzel olacak yeni sezon çokkkkkkkk:)

Neyse uzattım…

Buradan eski blogculara bir selam çakarım, yeni gelen ve tanıdığım ya da tanıyacağım yeni güncü arkadaşlarıma da hoş geldiniz der huzurlarınızdan ayrılırım:)


Ha bu arada ilk talihli Pınar oldu altınları ilk o görecek:):):) Bu haftasonu ondayız:):):)

Sınava Gittim...Dönücem...

Malum sınavlar sebebiyle pazartesiye kadar iptalim...
Mutlu,huzurlu bol uykulu bir haftasonu dilerim sizlere...
Zira beni uykusuz geceler bekliyor...
Öptüm hepinizi:)
Dua edin bana:)

"Ateşi Yak, Hayali Paylaş"

Berbat ve felaket geçen bir günün ardından işten çıkmışım.

Saat 17.45. Hava aydınlık. Sallana sallana dışarıda olmanın keyfiyle otobüs durağına yürüyorum…

“Allah Allah bu yollarda niye polisler varda yol kapatılmış”diyorum…

Sese yaklaşıyorum…

Koca otobüslerde bayraklar ve insanlarla ortalık karnaval yeri gibi…

"Ne oluyor” diyorum…

"Olimpiyat meşalesi buradan geçecekmiş” diyorlar…

“Hadi ya iyi güzelmiş” diyorum… Başıma gelecekleri bilmiyorum…

Buraya kadar özetti.

2008 olimpiyat meşalesinin yolu bugün İstanbul’a düşmüş. Tam saat 18.00’de iş çıkışında, mesai bitiminde acaba o meşaleyi Mecidiyeköy meydandan başlayarak, koca Büyükdere caddesi hizasında Harbiye marbiye falan filan geçirip yine trafiğin yoğun olacağı saat 19.00’da Taksim meydanına ulaştırmak hangi sivrinin fikriydi çok merak ediyorum…

Bu ne salakça, bu ne aptalca , bu ne geri zekalıca, akıldan yoksun insanların hazırladığı bir organizasyondur. Saat tam 18.00’de o yolları kapatmak hangi dingilin fikridir. Bu ne ahmakça bir düşünce tarzıdır anlamış değilim… İstanbul'daki insanlara yok papa geldi, yok 1 Mayıs, yok Başbakangeldi , yok olimpiyat meşalesi geçti diye bunca işkenceyi yaşatmak gibi sapıkca ve sadistçe bir duyguya kim sahiptir?

İstanbul’u bilenler için eve geliş güzergâhımı açıklıyorum…

Şişli’de Osmanbey’e yapılan zorunlu yürüyüş, Osmanbey metrodan Taksim metroya gidiş, Taksim metrodan finikülerele Kabataş’a geçiş, Kabataş’tan tramvayla Zeytinburnu’na geliş ve oradan da eve gitmek için binilen ve kalkması için 15 dk. beklenen otobüs.

İşten çıkış saatim 17.45, eve giriş saatim 20.30.

Banane meşaleden, banane olimpiyat ateşinden, benim tek derdim evime gelip yemeğimi yiyip ayaklarımı uzatıp yayılmakken hangi denyonun yaptığı ahmakça şeydir bu meraklardayım...
Anlamadığım…

Bu ülkenin başkenti yok mu? Bu ülkenin İstanbul’dan daha güzel başka yerleri yok mu? Hadi illa İstanbul neden Kadıköy Meydanı değil de Taksim Meydanı? Hadi Taksim Meydanı da neden Şişli – Mecidiyeköy hattından geçmek zorunda? Yada günün daha uygun bir saati yok muydu da saat 18.00’de?

"Ateşi Yak, Hayali Paylaşmış" o öyle olmuyor bizim ülkemizde "Ateşi Yak, İŞKENCEYİ Paylaş" daha uygun sanırım...

Bana Emanet Edilen Maç Biletinin Akibetinden Sorumlu Değilim:)

Akşam malum Fenerbahçe - Chelsea maçı var. Başarılar diliyorum. Konumuz o değil çünkü:) Şimdi öğlen yaşanan bir gelişmeyle bir anda kendimi banka yolunda maç bileti için bana havale edilen parayı çekmeye giderken buldum:) Sonra bir baktım akşam ki maça herkesin fellik fellik aradığı biletin biri bende:) Elimi bile sürmedim:) Tabiii bana bilet emanet etmek kurda kuzu emanet etmekle aynı anlama geldi bir an:) Ofisteki kaça satılır bu bilet muhabbetinden sonra bakalım arkadaşların nabzını ölçelim diye msn iletime:

"Elimde Bir Adet Fener- Chelsea Bileti Var Satıyorummmmmm:)"


yazdım:) Fanatik arkadaşlarımdan bilet için gerçekten süper fiyatlar verenler oldu:) Benim olsa bilet satmıştım gitmişti:) Ama beni en çok güldürün diyalog aşağıdaki oldu:)

Emperyalist eğitimin sonucunda, bilinçsiz şekilde yetiştirilmiş, kendini çözememiş ve kapitalist düzenin çarkının dişleri: kişisine “F”

"Because Of You" kişisine "B" diyelim ki o ben oluyorum:)

F: ŞAKA YAPION DİMİ

B: hayır

F: ŞAKA O ŞAKA SİNİRLENCEM YOKSA

B: Yoo gayetttttt ciddiyim

F: NİE SATIOSUN

B : napıcam maçaı gideyim:)

F: KIRIKLIK VAR MI ßİRAZ ONU Bİ FENERLİYE VERSEN NE KADAR SEVABA GİRERSİNNN BİLİOMUSUNNN

B: onu bi fenerliye satsam sanki daha iyi olmaz mı?

F: yok ne alakası var. ßırak artık bu dünya işlerini diğer tarafı düşün biraz

B: niyeymiş şöyle 2000 ytl alsam fenamı? Karaborsa fiyatlarını biliyor musun sen?

F: yaa ßırak yaaa haram haram günahhhh :)

B: Hiçte değil nedenmiş Allah Allah elimde bir bilet var gelmiş böle sıcak sıcak üstünden 1000 – 2000 ytl tütüyor:)

F: ticaret dimi doruuu :) :)İistanbulda olsammmmmmm :( :(

B: verirdim diyorsun yani ee hadi sana dost kontenjanından 3500'e vereyim

F: 500e alırdım senden :( :(

B: hiçte değil ben onun için o kadar bankaya gitmişim para çekmişim

F: kaça aldın peki onu söle onu söle,

B: hesabımı kullandırtmışım bi maç bileti için

F: kaça aldığını soruom

B: 50 :)

F: ßak şimdi dinimizde şöle ßişey var %100 den fazlası günahhh. ßen sana 250 verirdim

B: valla bak ben Beşiktaşlıyım fener maç bileti için hesabımda para tutmuşum o kadar zahmete girmişim gitmişim parayı çekmişim gidip bileti almışım ondan kurtarmaz

F: 50 lira mı çektin söleseydin ßen alırdım ahh ulan izmirde olcak varya maçç

B: şansına küs söyleriz bir dahakine sizin cumhuriyetin başkentini İzmir yapar şükrü saraçoğlunu da taşıtırız

F: ne gerek var ßee Türkiyenin en büyük stadı izmirde. ßiliomusun sen? 120 bin mi 100 bin mi ne ?

B: ee iyi o zaman alın oraya taşıyın tesisleride izmir takımı olsun fener :) :)
ne gerek var burda kalabalık yapıyosunuz şimdi akşam trafiği çok kötü olacak sırf bu yüzden

F: aha aha aha aha aha aha şiiii yazık oldu size yaa üzülüorum size hatta acıdım geçen hafta :) :)

B: niyeymiş biz sevinmek için sevmedik futbol bu yenmekte var yenilmekte

F: hahahaha (kahkaha) edebiyat parçalama sökmez laflara bak laflara

B: ister inannnn ister inanma centilmence sizi tebrik ettik bitti gitti asıl ben sizin o zavallı oyuncularınıza acıyorum lugano gibi mesela kırarlar bi gün o sekiz yapan parmaklarını ruhu duymaz

F: aklın alıo mu senin yaaa luganonun o sekiz yapan parmakları kırılcakk kıranın sülalesini aziz yıldırım yaşatcak ha ? mafyayız kızım ßizz sıkarız topuklara

B: işte adamın ne olduğunu siz ağzınızla sölüyosunuz ne diyim allah ıslah etsin onu hem şimdi sen bileti alamadın maça gelemedin dyie niye üstümüze geliyorsun ki. Söyle Aziz emmiye getirsin
feneri size :):)

F: öle bi imkan olsaaa ah ulan ahhhh nerden oturdum şu pc.nin başın aaaaa

B: varmış ya işte en büyük stad orda gelsin getirsin takımı celsi melside gelir

F: sizi denize dökmeden çıkmayız istanbuldan sonunuz yunanlılar gibi olur

B: sana öyle geliyor o canım:)

F: sonunuz hellas gibi olur

B: he he yazık siz galibiyet sarhoşluğunu fazla kaçırmışınız belli ayılamamışınız daha

F: yok ßen içkiyi bıraktım çok içmiom ne zamandır

Araya başka konuşmalar girmiştir:)


B: ya neyse bu arada diyimde için rahat etsin maç bileti benim değil müdürümüzün o şehir dışında da bilet şimdilik bana emanet

F: rahatladım :) :)

Bu muhabbet dönerken cidden çok eğlendim ve özellikle fanatik bir arkadaşın neler yapabileceğine şahit olmuş oldum. Burda şahit olcak bişi yok diyor olabilirsiniz ama kişilik haklarına saygıdan kesilmiştir kimi yerleri:) Ama yani bir anda nasıl saldırıya geçtiğine hepiniz şahitsiniz:)

Ama bi kere daha anladım ki bana maç bileti emanet edilmez:) Ya ciddi ciddi bu bahsedilen paraları verecek olsaydı bir arkadaş satardım hiç acımazdım:) Banane Fener maçından. Gidip yerinde izleyecek değilim ya:) Ama sonra işim nolurdu ondanda pek emin değilim. Müdürümüz kaç gündür bu biletin peşindeydi:)

Ama şuda var maça bilet bulamayan arkadaşlar benim önümden geçti bilet elimi bile sürmedim ama sizin değiminizle tarihi maçın biletini görmüş oldum:):):):) Darısı sizin başınıza:) Görmeyenlerede nasip etsin Allah:):):)

Diş:)


Dün yazmayı unutmuşum minik meleğim,ufacık cadım,sırık tontişim agresif kuzenim Deniz'imin ilk dişleri çıkıyor.

Hemde 2 tane.

Tüm vatana millete hayırlı uğurlu olsun:)

Tabi dişleri görmek biraz imkansız çünkü sadece eller uzunn bir dezenfekte işleminden geçirildikten sonra parmakla kontrol edildimi birde bardakla su içtimi farkediliyor:)

Ama benim gibi hayatında bebek büyümesine şahit olmayan cahiller bembeyaz diş bekleyince hayalkırıklığına uğruyorlar:)

Ben hala inanamıyorum 6. ayı bitmek üzere ve gözümün önünde bir insan yetişiyor.

Bu bir mucize bence. Şahane bişey :)

Paylaşmadan geçemedim:)

...
Not: Resim biraz eski yani şöyle kurban bayramına kadar uzanıyor:)
Cadı şimdi böyle minicik değil:)
Bende bu kadar kocaman değilim:)
Tek benzer nokta şu andada saçımda o beyaz bantın olması:)

Kısa...Kısa...Kısa...

Bir yokum döneceğim dedim pir gittim.

O gün yani bir önceki postu yazdığımda acayip yoğun bir gündeydim. Önümde 2 koca klasör iş duruyordu ve ben bitsin diye tam 4 günümü harcayınca diğer işlerim yarım kaldı. Varlığım Türk hukukuna armağan olsun diye bitirdiğim sözlüğün düzeltmeleriyle uğraşıyorum şimdide.
...

Bir yandan da haftasonu açık öğretim sınavları var onlara çalışmaya çalıyorum ama benden geçmiş artık ders çalışmaklar. Bir atlatsam önümüzdeki hafta sonunu süper dönüş yapacağım yeniden:)
...

Zaten saatleri 1 saat ileri aldık uykumu alamıyorum. Her gün yataktan yorgun kalkıyorum acaba kronik yorgunluk hastalığımı var?
...

Bu aralar her işimi her yapmak istediğimi 5 -6 Nisan dolayısıyla erteliyorum… Alias serisini bitirmek gibi, Lost’a başlamak gibi, kitap okumak gibi, doya doya hafta sonunda uyumak gibi… Ama bana en çok koyan cumartesi günkü Gece Yolcuları konserine gidemeyecek olmak oluyor:( Napsam onun yerine hazırda karşımdayken Günay’da Yılmaz Morgül mü ?
izlesem? :D
...

Bu yoğunlukta yine ev heyecanı yaşıyoruz şimdilik bir ev bulduk gibi bakalım. Eğer anlaşabilirsek almak niyetindeyiz. Kaba inşaatı bitmiş bir ev içini alırsak istediğimiz gibi yaptıracak olmamız daha çok almaya iten sebep bizi:) Ama kısmet bakalım:)
...

Hafta sonu Beşiktaş –Fener maçı vardı. Yenildik her centilmen Beşiktaş taraftarı gibi kutluyorum kendilerini hayırlı olsun ama Lugano şerefsizinin yaptığı hareketi gördüm 4 gündür her aklıma geldikçe sinirleniyorum. Bak şimdi yine sinirlendim. Kırarlar o parmakları ama dur sen bakalım…
...

Sonracımaaaa bugün 1 Nisan sabah beri yapılmaya çalışılan şakaların gölgesindeyim:) En acayibide saf temiz duygularımla oynanması oluyor: P . Tiziano zaafımı bilenlerin Aslı Tiziano konseri varmış demelerine alacakları cevap bugün için “Ne zaman 1 Nisan’da mı?” olacaktır:) Birde arkadaşlara yapılacak şakada beni kullanmaya çalışan arkadaşlar var kendilerini kınıyorum:)
...

Bu arada birkaç önceki postlardan birinde arkadaşımla küstüğümüzü söylemiştim ama şükür barıştık. Kendisine “Ay lav yu len” diyorum buradan:)
...
Başka başka başkaaaaaa hmmm kişi başına düşen gayri safi milli hâsılamız 9.333 $ olmuş:) Buda Tuik’in 1 Nisan şakası galiba:) Yok şaka değilse nakit olarak alabilir miyim ben bu yıllığı:)
...
Ayrıca arkadaşlarım çok hızlı konuştuğumu keşfetmişler bu arada hızlı hızlı nefese almadan konuşuyormuşum. Ama doğru. Hatta söylüyim harfleri de yutarım ara ara:) Hatta vakti zamanı bi arkadaşım Aslı seni dinlerken yoruluyorum kelime oyunu yapmaktan demişti:)
...
Sonraaa Onur kuju askerden döndü:) Ben yoğunken:)
...
Sonraaa teyzem iş buldu:) Banane diyebilirsiniz. Ben sadece ben hayattan kopmuşken olanları yazıyorum:)
...
Ya kısacası böyle ben bu aralar hayattan bayağı bir kopmuş haldeyim idare edin artık beni:) Merak etmeyesiniz diye böle bir özet geçeyim dedim:)
...
İyi haftalar hepinize:)