.
11 Mayıs 2008 Pazar zaman: 13:55 Etiketler: Anneler Günü
Gönderen ...Aslı Cadısı... 1 yorum
zaman: 12:42 Etiketler: Blog Günü 2, Şevval Elif SOLMAZ
Bu hafta bloggününde çiçeği burnunda ödül sahibi Şevval’deyiz. Blog alemi içinde olupta BÖ’den haberi olmayan olduğunu sanmıyorum pek:) Ama hani olurda olmayanı varsa. 2008 Blog Ödülleri dağıtıldı ve az sonra hakkında yazı yazacağım blog sahibi arkadaşım Şevval’de “Eğlence Kategorisinde” “Birincilik” ödülünün sahibi oldu:) Sanırım önce onu tebrikler başlamalıyım:)
Tebrikler… Tebrikler…
Başarılarının devamını dilerim:)
“Sayfam için hiçbir şey vaat etmiyorum kimseye. Ruhum neyi sıkıştırmışsa içinde, onu özgür bırakmak, paylaşmak için buradayım.
…
Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir sayfa olsun istiyorum.
…
Ekranı kapattığımda yalnız olmadığımı hissettirecek kadar benimle olun…”
Gönderen ...Aslı Cadısı... 2 yorum
06 Mayıs 2008 Salı zaman: 13:00
Sende bilirsin dedem; her akşam masanda duran rakının suyunu içmekti keyfimiz, meze yaptığın domatesler dünyadaki en tatlı domateslerdi. Annemin denize göndermediği zaman bizler için doldurduğun leğenler dünyanın hiçbir denizine değişilmezdi. Anneanneniz yokken bir sesinizi duyayım diye tatlı kaçamakları yapmadı kimse bizim için. Her cumartesi saat 11 oldu mu şaşmazdı telefonların. “ Aslınazım” demezdi senden başka hiç kimse bana.
Beyaz takım elbisen ve kaza geçirdiğinde anlında oluşan yara izin hiç kimseye yakışmazdı sana yakıştığı kadar. Onca yokluğa, onca kaybedişe, onca sıkıntıya, üzüntüye rağmen hiç kaybetmedin dimdik duruşunu, mertliğini.
Hatırlar mısın et yemediğim için Muğla –Kütahya yolunda bana sinirlenip kızdığında dünyanın en tatlı insanı yine sendin. İlk defa o kadar kızmıştın bana “Şımarıklık yapma” diye azarlamıştın ama için el vermemişti aç kalmama, gözyaşlarıma ne yapıp edip patates yemeği bulmuştun. Yedirmiştin. En güzel atıştırmalıkları sen yapardın, en güzel karpuzu, kavunu sen alırdın sen keserdin. Her şeyin en iyisi olsun isterdin. Bir şey mi bozduk, bir şey mi kırdık. Olsun sizden önemlimi canınız sağ olsun derdin. Kollardın, kucaklardın, sevginin en içtenini, en sıcağını gösterirdin.
Yaşamımın 20 yılındaydın dedem. Seni nasıl, hangi cümleyle anlatayım...
Zamanla sağlığın bozulmaya başladı. Önce dizlerin sorun oldu, protezler takıldı ama olmadı. Dimdik değildin artık. Ardından “Siroz” dediler. Senin yanındaki ayrılmaz arkadaşın sandığımız rakın kalleşlik etmişti sana. İçkinin kokusunu bile duymayacak dediler dinlemedin. Dinlediğinde geç bile kalmıştın. 6 ay – 1 yıl yaşar dediler. Tam 8 yıl yaşadın dedem. Çektiğin acıları biz bilemedik. Sonra yavaş yavaş aklında oyunlar oynamaya başladı sana. Tanımadın bizleri.
Bilmem hatırlar mısın bir gün bana “Kızın sen kimin kızısın” , “Okuyor musun?” demiştin. Sana anlattım senin torununum dedim. İstanbul’da okuyorum” dediğimde. “Aferim oku tabi ki” demiştin. Sen bilmezdin ama hiçbir zaman o kadar kötü hissetmemiştim kendimi. Hiçbir zaman o kadar ağlamamıştım. Tanımamıştın beni. Sen gibi kimse “Prensesim” demez ya bana. Tanımamıştın “Prensesini”. Son kez kışın ablamla tatilden dönüşte vedalaşalım istedik. Elini öptürmedin. Hatta gidin hadi dedin. Son görüşümüz oldu zaten o seni. Daha yaz var derken yaza çıkamadın dedem.
Tarih 05.05.2006’yı gösterdiği gün okuldan eve geldim. Annem “Deden hastaymış” , “Durumu iyi değilmiş” dedi. Akşamında teyzemle yine konuşunca “Abla ağzından kan geldi” dediğinde annem anlamıştı artık. Gece boyu çırpındılar sana gelebilmek için. Sabaha bilet bulduklarında annemde yetişemedi sana. 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece tam ezan vaktinde gitti dediler. Annem babam geldi ama gelemedik seni bir kez daha görmeye. 3 torununda yoktu cenazende. Ancak tatile kısmet olmuştu mezarına gelmek.
Görmeni istediğimiz çok şeyi göremedin dedem.
Hep derdin “Ben prensesime güveniyorum. Okuyacak” diye. Okudum dedem okuyorum. Mezuniyetime anneannem geldiğinde daha 40 gün olmuştu seni kaybedeli. Ağlamışlardı tüm tören boyu. Akıllarına hem sen hem ben geldim. İşte istediğini yapmıştım. Bitirmiştim okulu. Senin için, seni düşünerek aldım diplomamı. Biliyordum bir yerden gülümsüyordun bana.”Aferin prensesim” diyordun. “Biliyordum başaracağına” diyordun.
Teyzemin çocuğu olmasını hep isterdin işte oldu dedem. Deniz’imiz. Her gün resimlerine bakarak büyüyecek. Ne yazık ki seni tanıyamayacak ama bil ki hep hatırlayacak seni.
Ablam evlensin isterdin. O da oldu dedem. Biz yine ağladık o evlenirken. Yanımızdaydın yine biliyorduk
Hani anneme demiştin ya. “Bu çocuk 4 4’lük.Kim yetiştirdi bu çocuğu” diye. İnanmamıştın kızının çocuğu olduğuna. “Çakal’ın Ogiş’in” de büyüdü dedem. Oda okuyacak oda başaracak ve onun başarılarında yine yanımızda olacaksın.
Bugün sen gideli 2 yıl olmuş.
Zamanla alışırmış ölümede herşeye olduğu gibi. Hiç bir acı taze kalmazmış. Hayat devam edermiş doğru. Ama aklımızdasın daima...
Son nefesini verirken bir yerleri işaret etmişsin hep. Teyzem sormuş. “Babam Hızır mı geldi” diye. Kafa sallamışsın “Evet” diye… Dün yine hıdrellezdi dedem. Dileklerimiz dualarımız yine sanaydı. Rahat uyu, mekanın cennet olsun. Anneannem bize emanet…
Olmasan da, göremesek de seni seviyoruz canım dedem.
“Prensesin” / 06.05.08
Gönderen ...Aslı Cadısı... 7 yorum
04 Mayıs 2008 Pazar zaman: 21:00 Etiketler: Blog Günü 2, Dilek Çetin

Geçen hafta Başak’a gittikten sonra malum İzmir’in havası, suyu tadına doyamadık bu haftada Dilek’e gidelim dedik blog günü için. Gerçi ben yine her zamanki gibi geç kaldım ama bu sefer benim suçum değil. OmAr dedim hazır gelmişin bak ben yolu bilmiyorum gelin beni Beşiktaş iskelesinden alın dedim. Tamam, saat 3’de ordayım dedi. Mcs’de gelecek dedi. Saat 3 oldu,3.30 oldu,4 oldu. Hatta sanırım 4’ü 10 filan geçiyordu ki geldi. Bide suçu trene attı:):) Sonra bekle bekle Mcs gelsin dedik oda ekti bizi gelemezmiş ta İzmir’den:)
Neyse aldı beni götürdü Dilek’e. Herkesler gelmiş, kurulmuş, oturmuş tam yiyip içeceklerken elimde ki çiğköftelerle girdim içeriye:) Söz vermiştim geçen haftadan gerçi OmAr yolda yolluk niyetine yarısını yedi ama:) Neyse Dilek sağ olsun vizelerine rağmen döktürmüş. Sarmalar, semizotları:) 20 yılını Muğla dolaylarında tatil yaparak geçiren bir insan olarak bayılırım semizotuna:) Hepsi muhteşemdi.
Yedik içtik azda şöyle köşeden dedi kodu yapalım:)
Efendim Dilek çok titizmiş öncelikle yaşasın dedim benim gibi birisinin daha olması beni çok sevindirdi. Temizlik, titizlik, düzen gibisi var mı? Ki ev çamaşursuyu kokuyordu süperdi:) Ayrıca benim gibi dışarıda çok fazla yemek yiyemiyormuş:) İlla titizlik yani:)
Bloğu ise tam bir gezelim görelim kıvamında. Bir bakıyorsunuz İzmir’de Dilek, bir bakmışsınız Yunanistan’da galiba:) (Yanlış biliyor da olabilirim). Bir bakmışsınız müzelerde, bir bakmışsınız Çeşme’de deniz keyfinde. Bir bakmışsınız ders çalışıyor, vizelere çalışıyor Mühendis Hanım, bir bakmışsınız konserlerde, gezmelerde Başak’la:) Biraz zorlamayla açmışta olsa da Güncel Güncesiyle yazılarına devam ediyor sevgili Dilek… Sizde dahasını istiyorsanız sizi şuraya alalım:)
…Dilek Çetin...
Sık sık çalışmaları sebebiyle yazmasına ara verdiğinden biliyorum ki çok çalışkan bir arkadaşımız. O yüzden emeklerinin çalışmalarının karşılığını alması dileğiyle… Başarılar diliyorum inşallah okulda ve sonrasında başarıların devam eder Dilek’cim…
Gönderen ...Aslı Cadısı... 4 yorum
01 Mayıs 2008 Perşembe zaman: 17:10 Etiketler: 1 Mayıs İşçi Bayramı
Sabah 07.10
Annem: “Aman kızım dikkat et bak sakın oraya buraya takılma. Gider gitmez bana haber verin.”
Ablam: “Tamam” Ben: “Yok anne ben arayamam daha Taksim’e çıkıcaz”
Annem: “Aslııııııııı” Ben: Niye biz işçi değil miyiz?, Bizde işçiyiz:)
Ablam: "Hadi hadi sallanma"
Sabah 07.20
Taksim otobüsleri çalışmaktadır ama hiç kimse Taksim’e giremeyeceğini bildiğinden Mecidiyeköy’e akın başlamıştır. Otobüs tıklım tıklımdır. Kulağımızda kulaklık radyodan gelişmeleri takip ediyoruz.
Saat 08.10
Ablama ve arkadaşına “Ya ben diyorum size erken çıkmaya gerek yoktu bak geldik bile”
Saat: 08.20
Mecidiyeköy girişi polis kaynamaktadır.
Saat: 08.25(Radyo)
"Evet şimdi televizyondan yayınlanan son dakika canlı yayınlarına bakıyoruz da Disk binası önünde Polis işçilere tazyikli ve boyalı sularla saldırıyor”
Düşünüyorum: “Yahu bu DİSK binası Şişli’de değil mi? Yaşadık:)”
Saat: 08.32
Mecidiyeköy meydandayım. “Oh, yuh… Polislere bak.” diyorum Maşallah maşallah. (Takriben 350 – 400 polis.)
Ben: “Arama yaparlar mı sence?” Ablam: “Yapabilirler… Nüfus kâğıdın yanında mı” ?
Ben: Hiiiiiii evde unuttum:) Ablam: “Çok komiksin”
Ben: “Anahtarım yok hem saat daha erken en iyisi şurada kahvaltı etmek.”
Cadden karşıya geçiyoruz. Polis otobüsleri, panzerler, itfaiye araçları, polis otoları, coplar… Savaş mı çıktı biyerlerde ?????
Saat: 08.40
Simit ve çay alıyoruz. Oturuyoruz. “Etraftakiler sivil polis mi?” diyorum.
Ablam: “Sanırım ama sivile gerek yok baksana kapının önüne”
Ben: Harbi ha galiba bugün polis bayramı:)
Saat: 09.00
“Hadi kalkalım”
Çıkıyoruz. Ablamın temkinli tavırlarıyla gıkımızı çıkarmadan yürüyoruz. Kulağımda kulaklık “ 1 Mayısssssss işçin, emekçinin bayramıııııı” “Şurada bağırarak söylesem ne olur diyorum.” Ablam aynı anda “Aslı kafanı kırmıyim, Selda sende aklından geçirme.” Gülüyoruz…
Selda Abla: Babam hep der iki oğlumdan korkmam bu Selda'dan korktuğum kadar diye:)
Ben: Sen dua et korkuyomuş. Annem hergün Allah'a şükrediyor. 68 olaylarında Aslı yaşamıyordu iyi ki diye:)
Ablam: Heh sen ve olaylar, okulun ve İstanbul Üniversitesi... Emin ol katılırdın hepsine...Cidden iyi ki o yıllarda doğmadın:) Ya karakoldan toplardık seni yada kimbilir nerden:)
Ben: Allah allah sen Cumhuriyet mitingine giderken biz bişey dedik mi?
Ablam: O farkı o farklı:) Hem sanki sen gitmedin:)
Ofisinin sokağına geliyouz...
Ben: “Aaaa Cumhuriyet gazetesinin önünde polis bile yok Bak o kadar eminler olay çıkmayacağına, hadi abla siz devam edin kapıya kadar bırakmana gerek yok:) diyorum…
Ablam: "Yok, ben bırakayım da" diyor.
Güvenmiyor:)
(Sokağın başında polis bi çocuğu arıyor. Kapıya geliyoruz. İşte arkadaş kapıda kimse gelmemiş kaldık kapıda napıcaz:)
Ablam: Uslu dur bak gideyim deme hiç bir yere:)
Ben: Tamam gitmem. Ama şurdan bir Disk binasına gideyim diyodum:)
Ablam: Döverim:):):)
Ve gidiyorlar...
Saat: 09.32
Arkadaşım: “Ahaaa başladı olaylar millet koşmaya başladı.”
Apartmana giriyoruz. Hala gelen giden yok bizden apartmandan seyrediyoruz. Ara sokaktayız. Önümüzden işçiler koşarak geçiyor. Slogan atıyorlar ve biber gazı.
Ben: “Yaa buraya da geliyor kokusu”
dememe kalmıyor sarıyor apartmanın içini de biber gazı. Genzimiz yanıyor başlıyoruz öksürmeye. Oturuyorum. Kapı kapalı ve işte polisler ellerinde coplarla kovalıyorlar göstericileri ve karşınızda “göz yaşartıcı bomba” tam apartmanın önüne atıyorlar birde ondan alıyoruz nasibimizi. Gözler yanıyor. Hala apartmandayız.
Ablam arıyor: Sakın çıkmayın apartmandan, daha da büyürse olaylar çık atla bir taksiye bizim ofise gel yada sen ara aldırırım ben seni...
Ortalık sakinleşiyor. Çıkıyoruz kapıya ve işte can simidimiz müdürümüz. Kapıyı açıyor giriyoruz ofise. Her yer kokuyor, helikopterler üstümüzden geçiyor, sokaktan bağrışmalar geliyor…Çıkmıyoruz. İşyerinden bir ağabeyimiz arıyor. “Almıyorlar Şişli’ye “diye. Bir şekilde geliyor. Almış biber gazından nasibini… Patronumuz geliyor. Ayağının dibine biber gazı atmışlar kaçmaya fırsat kalmadan oda solumuş o gazı.
Şimdimi şu saat oldu. Ofisteyiz… Elimiz, yüzümüz kaşınıyor. Midem bulanıyor…
Sonuç: Kahvaltıda Simit - Çay, Üstüne Biber Gazı, Bide Yanında Göz Yaşartıcı Bomba Valla Süper Oldu Bu 1 Mayıs... Bayramınız Kutlu Olsun…
Gönderen ...Aslı Cadısı... 5 yorum