Kitabın sonunda "Piraye"yi yakın çevrenizde aramayın sakın," diyor Canan Tan. "Hem onun, hem de romandaki diğer karakterlerin hayal ürünü olduklarını belirtmeme, bilmem gerek var mı?
Sadece Piraye’yi değil ki, Haşim’i, Aslı’yı Murat’ı arıyor çevresinde insan kimi zaman…“Piraye” olmak istiyorsun… Delice sevilmek… Onda ki cesarete sahip olmayı istiyorsun… Her şeyi göze alıp, evinden, memleketinden, ailenden uzaklara hiç tanımadığın bir kültürün içine gitmeyi göze alıyorsun aşkın uğruna… Mesleğinden vazgeçmeyi göze alıyorsun… Ama sonunda yaşadığı dramı ve azabı görünce… Olmamalıydı… Hak etmiyordu böyle bir sonu Piraye diyorsun…
“Haşim” olmak istiyor önce delicesine sevmek istiyor insan… Memleketine, ailene kabul ettirmek istiyorsun İstanbullu Piraye’ni. Ama sonra kim ne şekil vermek isterse o şekle girebilen Haşim’i görüyorsun… Karşı gelemiyorsun ailene… Koskoca sana kalıbına yakışmadı yaptıkların dedirtmek istiyorsun… Tekrar denemek istiyorsun her şeyi baştan sona… İstemedi mi sevdiğin ölümü göze alıyorsun… Yakışmıyor ama gidiyorsun…
"Aslı" olmak istiyor insan baştan sona delice sevilmek istiyor… Ailesini, babasını karşısına alıp sana gelmek isteyen adamı nasıl reddebiliyorsun dedirtiyor insana… Göze alamıyorsun riskleri belki ama yinede ah yapsaydın be keşke diyorsun. Kızıyorsun Aslı’ya… Kendinde sevdiğinde kahrolmasaydı dedirtmek istiyorsun…"Murat" olmakta istiyorsun…Hatta Murat'ın senin olmasını... Delice seven insan olmayı… Gerekirse aileni çok sevdiğin memleketini karşına alıp yinede sevdiğine gitmek istiyorsun… Hak etmediklerini yaşatınca Aslın yinede diyorsun olmaya değer… Onda ki aşk… Ondaki sevda başka kimde var ki dedirtiyor sana Murat…
Ne oldu Aslı? Kopmuşsun dediğinizi duyar gibiyim. En sevdiğim yazarlardan biri olan Canan Tan’ın “Piraye” kitabını da bitirdim bugün maalesef… Günleridir bitmesin diye okumaya kıyamıyordum… İçim cız etti yine… Sabah otobüste başlayıp, iş yerinde devam eden ağlama krizlerim bitmiyor bir türlü… "Piraye"yi yakın çevrenizde aramayın sakın," diyor ya Canan Tan. Yakınımda aramıyorum. İçimde hissediyorum hepsini… Acılarını… Ağlamalarını… Yaşadıklarını… İç çekiyorum acaba beni de Haşim ya da Murat gibi seven biri olacak mı diyorum… Aslı ile Murat’ın ki gibi bir aşkı bende Aslı gibi taşıyamaz mıyım? Yoksa Murat gibi yüreğimle mi severim diyorum… Piraye gibi sevdiğimin uğruna Diyarbakır’a gelin gitmeye razımı olurum yoksa ailesinin baskılarına boyun eğen Haşim gibi olup… Sonunda ölüme mi giderim diyorum… Beni etkileyen kitap sayısı çok azdır. “Bir Yüreğim Seni Çok Sevdi” vardı. Şimdi de “Piraye”… İkisi de Canan Tan’ın eseri… Her defasında alıp başka diyarlara götürüyor bizi yazarımız… Kah Bursa – İstanbul – Amerika hattında yaşanan aşkın ortasında buluyorsunuz kendinizi… Kah İstanbul’dan Diyarbakır’a gelin gidip oralara tutunmaya çalışan İstanbullu Piraye oluyorsunuz…
Daha yazacağım çok şey var aslında ama hem uzatmayayım, hem de kelimeler yetmiyor içimde hissettiklerimi anlatmaya…
Onun için kitaptan;Okudukça, dizelerin anısına dalıp kendimden geçtikçe, tehlikeli bir biçimde özdeşleşiyordum Piraye'yle.Tiyatro sahnemde, bundan sonraki rolüm belliydi artık. Nâzım Hikmet'in Piraye'si rolünü oynamak...Peki bana eşlik edecek oyuncu kim olacaktı?Bunu düşünmek bile anlamsızdı; karşımda Sazım vardı ya...
.
ŞİİR YÜZLÜ PİRAYE... kendi yazdığı senaryolarda yaşıyor...
...Kim olursa olsun; evleneceğim insan, benim
varlığımı yok sayarak bir başkasıyla beraberlik yaşayacak ve ben buna seryirci
kalacağım ha...Yazgıymış! İnanmıyorum yazgıya falan... Onu yaratan da,
şekillendiren de bizleriz. Benim yazgım kendi çizeceğim yoldur! O yolda beraber
yürümeyi kabullendiğim insanı da kimseyle paylaşamam ben...
YAZGIYA BİLE KAFA TUTACAK KADAR YÜREKLİ... Özgürlüğe âşık!
Ancak, başkaları tarafından yerinden oynatılan kilometre taşlarının, gene başkalarınca gelişigüzel dizilmesiyle önüne serilen yolda yürümeye mecbur bırakılınca... İşler değişiyor.
...Hiç hayıflanma, o şiirsellikten uzak düştün diye. Gözlerini aç ve o günlerde göremediğin gerçeği gör artık...
Nâzım da o sevda yüklü dizelerini eliyle bir kenara itip, daha sıcak bulduğu kollara koşmamış mıydı?Haşim'in yaptığı, onunkinden çok mu farklı?
...Kendince tanrılaştırdığın, tapınmaktan gurur duyduğun putların, gerçekte basit birer taş parçası olduğunu ne zaman kavrayacaksın?Ama. gönlün gerilerde bir noktaya takılı kaldıysa eğer, sevinebileceğin bir gerçeklik duruyor orada.
İşte şimdi, Nâzım'm kızıl saçlı Piraye 'siyle tam olarak özdeşleştin.
Kutlu olsun.
Fırtına gibi bir yaşam öyküsünün başoyuncusu
oluveriyor PİRAYE...
Şiddetle tavsiye ediyorum… Her iki kitabı da…
...Piraye...
12 Mart 2008 Çarşamba
Gönderen ...Aslı Cadısı... zaman: 12:50 7 yorum
Etiketler: Canan Tan, Piraye, Yüreğim Seni Çok Sevdi
Sayfa 187 :)
22 Eylül 2007 Cumartesi
Mimlendim yine:) Ümit Mimlemiş beni:)
En yakınımızdaki kitabın 187. sayfasını açıp ilk cümlesini yazıyormuşuz:) ee bende kitap okumayı sevdiğimden her daim elimin altında bir kitap vardır..masamdaki raf ve ekranın yanında bir sürü kitap olmasına rağmen Canan Tan'ın Piraye kitabı burun farkıyla en yakın olanıymış bana:)
Sayfa 187:
"ya,İstanbul kızı olmanın getirleri bunlar..."
Bende burjin , Ferhat,Evrim,Mustafa,pantogrator , Sibel ve hatta Ufuk'u mimliyorum:) hadi bakalım kolay gelsin:)
Haftasonum:)
17 Eylül 2007 Pazartesi
Peki benim gibi okulla işi olmayan biri ne yaptı kocaaaaaaaaaa
haftasonu:)cevap basit beyeşşeği gibi yattı:):)
Cumartesi sabahmı işte en sevdiğim kısım sahurdan sonra bir yattım pir yattım sanırım 1 di kalktığımda bu arada ablam gelmiş oturmuşlar felan annemle hiççç duymadım taaaki apartman otomatını değiştirmeye geldiklerinde bol bol zile basmalarına kadar ağzım yüzüm şişmiş vaziyette kalktım 3 satır muhabbet ettik ablişkomla sonra çarşıya sürükledi beni diyemem ben sürükledim hazır ablamı bulmuşken saçımı boyatmak için doğru olivium watsona gittik saçlar rapunzel kadar olunca 2 kutu kumral renkli saç boyasını aldık ve çıktık tabi ben o rengi seçene kadar bi bir saat kesin taıldık orda..sonra D and R'a gittik annem ve artık kendi evinin kadını olan ablam yemek kitabı bende Canan Tan'ın Piraye adlı kitabını aldım( sanki
elimde sırada az kitap varmış gibi) sonra çıktık işte ıvır zıvırdı market alışverişiydi derken 4 gibi evdeydik neyse ablamlar iftara kalacağından anneme yardım etmek zorundada olmadığımdan yatıp Ümit'in tavsiyesi Elçin Demiröz'ün yazdığı 9 isimli kitabı okumaya başladım.. ve daha üç satır okuyamadan uyudum kaldım:):):) neyse sonra saat 6 buçuk gibi eniştemin gelmesiyle çalan kapya uyandım ve kalktım zahmet oldu ama:) neyse iftarımızı neşe içinde topluca açtık yemek yedik filan ablamları evi uzak olduğundan(beylikdüzü) ve erken kalkacaklarından hemen saç boyama işlemine geçtik bi yandanda babam hariç maaailecek Zoraki Koca'yı izleyerek işte saçımı boyadık az daha oturup onlar gitti:) arkasından biz annemle oturduk filan yalan saçımı yıkadım bide bakim renk nasıl olmuş die fön çektim saçıma ve hayal kırıklığı saçımın rengi yine aynı açılmıyo işte naparsam yapim saçımın rengi hep koyu hep koyu:(
yine oturdum netin başına:) bu defada geleneksel Aslı-Hilay-Uğur-Cahit toplu l-konuşmasına daldık:) yine ortada sırf geyik döndürerek sonrada hepimiz online film izleyelim diye kaçtıysakta yine toplandık bir araya sebebide uur ve cahitin pislik olsun diye yolladığı seslerdi:):) en çok güldüğümse artık asla ve asla bitmeyecek olan uur ve benim İspanya komedimizi uurun ses olarak aslııııııııııııııı aslıııııııııııııııııı ben ispanyadan sesleniyorummmmmmmmm diye hayalet varimsi kayıttı:) tabi kardeşiminde ekranda çıkan uyarıyı kapatayı hamlesiyle filmi başa sarması tekrar o fragmanları izleyemeyecek olmamız sebebiyle orda son buldu:) az daha geyikten sonra yattık yine saat 3 filandı ardından bir sahurumuz vardıki evlere şenlik:):):) kardeşimde kalktı sahura babam yattıktn sonra bir geyiğe başladık uyku sersemei o diyo ak ben anlıyorum kara tabi komayız yine:) bide muz geyiğimiz varki onu az sonra ayrıca yazacağım:):) neyse yine yattık
ben tabiki dünün pazar olması ve Formula 1'in Belçika ayağı olması sebebiyle saat 16:30 a kadar F1 Seyrettim:):):)tabüküüüü Ferrari desteğiyle:) ve tabükü Kimi Raikkonen'in kazanması arzusuyla
nitekim öylede oldu:) en sevindiğim kısıma hamilton'un 4. olmasıydı sevmiyorum napim gerçi Başbakanımızın değimiyle Alfonzo:):)'yuda sevmem ama onlarda bana bayılmıyor eminimki:) ama bence yarışın en keyif veren kişileri Heikki Kovalainen ve Robert Kubica idi..onların çekişmesi çok daha taktire şayandı:)Gönderen ...Aslı Cadısı... zaman: 11:37 2 yorum
Etiketler: Belçika, Beylikdüzü, Canan Tan, F1, Fernando Alonso, Ferrari, Hamilton, Heikki Kovalainen, İspanya, Kimi Raikkonen, Msn, olivium, Piraye, Robert Kubica, Saç Boyası
